16 Ekim 2006 Pazartesi

Kar


Bugünlerin mana önemine binaen (Orhan Pamuk'un Nobel alması ve Fransa'daki Ermeni yasası) Dr. Selim Hancıoğlu'nun bir yazısı ile sizleri selamlıyorum. Herkesin bir hesabı varsa Allah'ın hesabı kuşkusuz hepsinin üstündedir.

SENSİN İSMİ BAKİ OLAN
SENSİN DİLLERDE OKUNAN
SENİN AŞKINA DOKUNAN
KENDİNİ BİLMEZ ALLAH'IM

" Edward Said'in, "Oryantalizm, Batı tarafından zayıf olduğu için Doğu'ya empoze edilen bir doktrindir. Batı bu hareketi ile Doğu'yu kendi içinde eritmek ve aradaki farkları kaldırmak istemektedir." (Edward Said, Oryantalizm (Doğubilim), Sömürgeciliğin Keşif Kolu, Tercüme eden: Nezih Uzel, Pınar Yay., İst. 1982, s. 7) ifadesi, Batı'nın Doğu'ya hükmetmesi konusunda, askerî veya zorlayıcı bir politika dışındaki seçeneklerine işaret etmesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle "Doğu'yu kendi içinde eritmek ve farkları kaldırmak" teması, Batı'nın Doğu'ya, bilhassa da Müslüman dünyaya yönelik bütün tavırlarında ve kararlarında ortaya çıkan bir temel hareket noktası olmuştur. Batı'da önemli sosyal, kültürel ve psikolojik sorunların, hiç zaman kaybedilmeden doğrudan Türk toplumuna ithali, insanımızın hiç de yaşamadığı ve tamamen yabancısı olduğu kavramların bir anda etrafımızı sarıp sarmalaması, derin felsefî, dinî ve psikolojik boşluklar, sahte arayışlar, uydurma devâlar, asla yaşamadığımız ve tabiî bir süreçte ortaya çıkmamış olgu ve durumların neticesinde gerçekleşmektedir.
Oryantalist bakış açısına örnek kesitler
Batı beyniyle düşünen Türk yazar ve şairlerin "XVIII. yüzyıl şairi Nedim'de homoseksüellik", "Osmanlı şiirinde cinsellik", "Doğu'da kadın", "Doğu'da ensest ilişkiler" gibi konuların tercih sebebi de "farkları kaldırmak ve Doğu'yu Batı'nın gövdesinde eritmek"tir. Batı'da yaşanan her bunalımı Doğu'da da var etmek, kurgulamak ve böylece kendi sorununa bütün dünyayı ortak etmek, farklı bir kültürel yayılma metodu olarak görünmektedir. Böylece, kendi toprağına ait meseleleri, öz değerlerini, halkının inanç, yaşantı tarzı ve kabullerini asla tanımayan bir araştırmacının, metot ve zihniyet bakımından "yabancılaşması", -yeni bir kavramla- "yerli oryantalist" olması kaçınılmaz hale gelmektedir. Sorunların menşeini değil, Batı'da algılanış biçimini ve önemsenme derecesini ölçüt kabul eden zihniyet, kısa zamanda Avrupa Birliği, Batılı kadın kuruluşları ve sivil toplum kurumları gibi teşvik, destek ve finans kaynaklarının "önemsediği" konulara yönelecektir. Ülkemizde çok önemli olan bazı sorunların ancak Batı'da değer kazandığı zamanlarda ele alınması, bu anlamda dikkat çekicidir. Bu algılama biçimi, Avrupa Birliği sürecinde daha da yaygınlaşacak ve zamanla "ortak sorunlar" adı altında Batı'nın ana gündemine eklemlenmiş bir Türkiye ve Türk insanı inşâ edilecektir. Oysa insanlığın ortak sorunlarına duyarsız kalmamakla birlikte, önce bölgesel sorunlarla ve ülkenin ana gündemindeki konularla ilgilenmek çok daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.
İçinde yaşadığı toplumu, ancak bir yabancının tanıyabileceği kadar anlayan ve ortak toplumsal kabulleri birer ritüel olarak gören bazı Türk entelektüellerin, bu anlamda toplumu ancak tanıdıkları kadar yorumlayabilmelerine de şaşmamak gerekir! Son günlerde isminden bir vesile ile söz ettiren Orhan Pamuk'un Kar romanında buna örnek olacak birçok ilginç bölüm var. Sözgelimi, romanın bir yerinde Orhan Pamuk, roman kahramanına "şahadet getir" dedirtecek yerde, "tekbir getir" dedirtmekte. "Tekbir" ile "şahadet" kavramlarını karıştıran ve roman kişisine, "Son sözünü söyle, tekbir getir." (...) "Tekbir getir." (Kar, İletişim Yay., 1. bs. İst. 2002, s. 51) dedirten Pamuk'un anlattığı toplumu ve kültürü, ne kadar bir bilgiyle tanıdığı ortadadır. Aslında Pamuk'un romanı baştan sona "niyetin dile aksetmesi" olarak okunabilir. Yazar, Doğu ve Güneydoğu'da selamlaşmanın Türkçesi ve Kürtçesi olduğunu zanneder (veya bilerek böyle bir ayrımcılık tavrı sergiler): "Tarkut Ölçün dönerci, kebapçı, manav dükkânlarında gördüğü kimi Türk ve Kürtlerle selamlaşırken…" (s.252) (…) Burada selamlaşmanın mı bir ayırım sebebi olduğu veya insanların Türkler ve Kürtler diye iki ayrı üniforma mı giydiği belli değil! Kaldı ki bu toplumu tanıyan bir yazarın selamlaşmanın aynı dilde ve aynı kelimelerle yapıldığını bilmesi gerekir. Çünkü selamlaşma için kullanılan ifadeler, (selam, merhaba, selamünaleyküm vs…) ortak bir dine sahip olan insanlar arasında aynıdır. Türk'ü de, Kürt'ü de, Arap'ı, Süryanisi de bu ülkede aynı kelimelerle selamlaşır. Ama siz bir kere bu ayırıma işaret edip, efendilerinize bu ülkenin insanlarının "selamının bile farklı" olduğunu ulaştırdınız ya, bu takdir görmeniz için yeterlidir. "

Hiç yorum yok: