5 Mayıs 2007 Cumartesi

Avlu

Cami avlusu. Sakin ve sessiz. İkindi ezanı okunalı epey olmuş. Yolcu avluya girdiğinde yabancısı olduğu bu mekanda ayak yolunu bir süre aradı. Yaşlı ve gözlerinde görme problemi olduğunu tahmin ettiği ihtiyar tek başına oracıkta bekliyordu. 25 kuruş yazıyordu. Çıkışta 1 lira uzattı, kolllarını sıvarken, bağcıkları çözerken, tek tek 10 kuruşluk bozuklardan oluşan para üstünü hazırladı ihtiyar. Adam içinden bir şeyler mırıldanıyordu sanki. Belki bir yanık türkü, belki bir ilahi. Ama bir ses çıkarıyordu belli belirsiz. Belki de sıkılmıştı bu sakinlikten. Sahil yolunun hemen kenarındaki bu büyük sayılabilecek caminin 2 minaresi vardı. Avluya bakan kocaman, bakımlı, yeni bir yapı dikkatini çekti. "yurt mu burası amca" "evet, 200-250 öğrenci kalıyor, yeditepe üniversitesine giden de var, kartala gidende. İmamhatipliler var. Sabahları buradan otobüsler dolusu çocuk gider burdan, devletimiz sağ olsun. Allah yokuğunu göstermesin...." bir çırpıda birsürü şey söyledi adam, tahmin doğru sıkılmış zavallı. Vakit sıkışık, bekleyen de var, abdest almak için hemen ilerdeki şadırvana geçti yolcu. Ne güzel ortamlardır bu cami avluları, hayatın merkezinin hemen dibi. İnsan birşey arar buralarda, kaybettiğini düşündüğü huzuru arar mermer kıvrımlarında, duvar diplerinde, çimenlerin arasında. Birden ilkokul çağındaki birkaç veled oyunlarına devam ederek sessizliği ürküttüler. Adamın hemen dikkatini çekti. "çocuklar su ile oynamayın, su içecekseniz güzelce için gidin, yoksa döverim haa" "su içeceğiz amca oynamayız" Ne kadar da saflar. Gözlerinden temziliğin ışığı fışkırıyor. Onlar için herşey oyundan ibaret. Aslına bakarsanız doğru olan bu. Biz unutuyoruz zamanla bu gerçeği. Su içmeleri bile oyunumsu. Birden birinin çişi geldi. Orasını tutmaya başladı. "ne kadar" diye sordu yaşlıya. Bir anlı düşünmeden sonra "250 bin" dedi. Çocuklar sanki milyonlarca bir paradan söz edilmiş gibi hayretle birbirlerine bakmaya başladılar. Bu arada sanki bulaşıcı bir hastalık gibi hepsine sepmişti ihtiyaç olayı. Yolcu abdestin ortasında biraz önce aldığı para üstünü aralarından birine verdi. "bunu ona verin, başka paramız yok amca deyin" dedi. onlar dediğini hemen yaptılar. Adam insafa mı geldi, utandı mı, suçlandı mı bilinmez " parayı geri verin, bedava girin" dedi. Çocuklardan elinde bozukluk olanı tüm saflığı ile boynu bükük parayı geri getirdi. Tüm bunlar gök kubbenin altında; görünenlerin ve görünmeyenlerin şahitliğinde cereyan ediyordu. Yolcu kesinlikle kabul etmedi. Emredici bir eda ile "almazsa cebinize koyun" dedi. Abdest de bitmişti zaten. Yüzünde uzaklardan bir yalım geldiği belli tatlı bir tebessümle camiye girdi. Namazda birşey düşünmemesi lazımdı ama ortalarda aklına gelen şükür kırıntıları gözünde damlalara dönüştü. Bugünlerde "aslına bakarsanız bize bu namazı bahşedene her namazadan sonra teşekkür babından şükür namazı kılmalıyız" diye düşünmekte. "Namaz olmasa ne yaparız. "Sultan Süleyman Camii" yazan tabelanın altından geçim hayatın koşuşturmacasına karıştığı anda bunu arkadaşıyla paylaştı.

Hiç yorum yok: