6 Mayıs 2007 Pazar

Bağ

Haftasonu bir nişan münasebeti ile yolum Ümraniye'ye düştü. Ortamın bana yabancı olması nedeniyle sıkılmam hemen başladı. İmdada öğle ezanı yetişti. Çaktırmadan oracıktan ayrılıp en yakın minareye doğru dar sokakları arşınladım. Aman Allah'ım naslı bir yer burası. Sokaklarda yanmış soğan kokuları, kanalizasoyon sızıntıları ve çamaşır, bulaşık deterjenı kokuları birbirine karışmış. Gecekondu usulüyle yapıldığı için çarpık yapılar, bırakın aracı insanın bile geçmekte zorlandığı sokaklar, güneş girmeyen odalar ve alabildiğince çocuk sesi... Halime mi şükredeyim, memleketime mi ağlayayım, yoksa herşeyi akışına bırakıp namaza mı yetişeyim. Karışık duygular, karmakarışık. Bunları yazmak yaşamaktan daha zor. Aaa bir de ne göreyim: hatıramda yıllar öncesinde uzaktan iz bırakan caminin çok yakınındayım. Yakınına geldiğim tek minareli camiyi es geçip bilemediniz iki sokak ilerdeki dört minareli camiye yöneldim. Sünneti kaçırma ihtimali var ama orada kılmalıydım bu öğleyi. Hatırayı aktarayım: Taze muhtıramızdan (27 Nisan) bir öncekinin (28 şubat) ortalığı kasup kavurduğu yıllardı. Olayların içinden geçiyorduk, herkes birşey diyor, ahkam kesiyor, tırsıyor, kaçıyor, gizleniyor veya ne bileyim birşeyler yapıyordu. Balans ayarı bize kadar ulaşıyordu yani. Nurhanı ortaokuldan alıp imamhatibe yazdırmak ve birkaç toplumsal eyleme katılmanın dışında ben de o sırada eleştirinin dışında neler yaptım hatırlamıyorum. Ne yapabilirdim ki? Önümüzdekiler taa yukarlara kadar çıkmıştı ama orada esen sert rüzgarlara karşı dik duramamıştı. Madem dik duramayacaklardı niye talip olmuşlardı? O zaman şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Meşhur MGK da işin nereye varacağı ta baştan bellidir. Daha birinci saatte "tamam anlaşıldı, ben çıkıyorum, dışarda basının huzurunda istifa edeceğim, sizin amacınıza ben alet olmayacağım, ben aradan çekiliyorum kendi oyununuzu kendiniz oynayın." deyip çıksaydı dik durmuş olurdu. 8 saat içerde kal her türlü aşağılanmayı sineye çek, sonra da maduru oyna. Olacak iş değil. O günden beri bu insanlara karşı sempatim kayboldu. Ne söylerlerse bana "fasa fiso" geldi. O sıralarda bizim yaptığımız hataları düşünüp dillendirmiştim. Mesela şu camilerin halleri. Ucube yapılara nasıl dönüştü bu son zamanda yapılanlar. Üstelik şu Istanbul'da çok güzel örnekleri varken. Orantısız estetik yoksunu içi başka bir dert doşı başka bir dert yani. O günlerde servisle eve gidip gelirken 2 cami dikkatimi çekiyordu. Birisi TEM'den giderken yolun üst tarafında (Gaziosmanpaşa olsa gerek.) 2 adet minare yapılmıştı ama cami yoktu ortalıkta. Yani ibadethaneden önce gösterişini yapmışlardı. Artık namazı nasıl kılacaklardı minarelerde diklemesine mi saf tutacaklar(!) siz düşünün. Aynı manzara karşıya geçince Ümraniye sapağında göze çarpıyordu. Minareler muhkem ama cami yok. Tepki mi veriliryordu akıllarısıra yoksa böyle bir inşaat sıralaması var da biz mi bilmiyoruz. Maksat ibadethane yapmaksa neden önce o mekan yapılmaz. Kör gözüm parmağına der gibi insanların tüm dikkati çekiliyordu. Çekilen dikkatler de birilerinin bir yerlerini çekmişti. Bazılarının kulakları çekildi, Müslüm Gündüz gibilerine ise yatakta basılıp başka yerleri bile çekildi. Hey gidi günler hey. Neyse lafı uzatmayalım. Bu yeni dönemde o zaman uzaktan eleştirdiğim mekana iki sokak yakındım. Cami karşımada incelemeye vaktim yok. Ama ilk bakışta hala bitmemiş izlenimi var. Apartman gibi kat kat yapmışlar altta iki kat var ama boş. Dükkan falan yapmak için yapıyorlar buraları. Camiye çıkmak için epey uğraşmak gerekiyor. Şadırvan alakasız bir yerde. (ön tarafta) Namaza yetiştim. Büyükçe bir cami. Anadoluda biryerlerde merkez camide namaz kılıyormuşuz izlenimini verdi cemaat. Bu hoşuma gitti. İnsanlarda özünden ayrılmama gururu var. Mestse mest. Gömlek üstüne kazak, onun üstünde ceket, hatta palto. Havanın sıcak olması önemli değil. Yıllar sonra uzaktan eleştirdiğim bu olay bir tevafuk sonucu üstelik yeni bir muhtıra döneminde karşıma çıktı. Ama bu noktadan baktığımızda çook sular akmış, şimdi başlar daha dik. Ne olacaksa olsun. Ne yani dağdaki gelip bağdakini mi kovacak. Kovamaz çünkü bağın kendisi söz konusu olan. Biz bağız, özüz. Breh breh, keseyim artık. İş hamasete doğru yol almaya başladı. "Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler."

Hiç yorum yok: