15 Mayıs 2007 Salı

El

Bir zamanlar "eğer ben bir kitap yazarsam konusu 'el' olurdu" derdim. Şu bildiğimiz elimiz yani. Arada bir ellerimi incelerim hayretle. Kıvrımlarını, eklemlerini, yapısını, fonksiyonlarını, yaptıklarını ve yapabileceklerini... "yar elinden zehir içmek", "pir elinden bade içmek" vs. deyimleri duygusal yanımızda "el"lere işaret ediyor.

"ellerin ellerin ve parmakların
bir nar çiçegini eziyor gibi
ellerinden belli olur bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin ellerin ve parmakların"

"El Risalesi" yazmaya ne benim çapım müsait ne de zamanım var. Ama ellere olan ilgim devam ediyor. Bizim bildiğimizin dışında başka yönleri ve boyutları da var diye düşünüyorum. Eller benim için gizemini koruyor. Eller, kapağının açılmasını bekleyen bir hazine sandığı gibi. Her an gözümüzün önünde olmalarına rağmen gizemini korumayı başarıyorlar. "kendi ellerimizle yaptıklarımızdan hesaba çekilmemiz" deki "el" sadece bir organımızı işaret etmiyor herhalde.
Ellerimize yeterince önem vermiyoruz. Onlara "ayıp" ediyoruz gibi geliyor bana. Kalbimiz, aklımız, beynimiz, gözlerimiz, yüzümüz daha ön plana çıkmış durumda. Bana göre bir gün ellerin de devranı gelecek. Dokunmanın görmek kadar olağanüstü bir duyu olduğunu insanoğlu geç de olsa anlayacak. Vesselam...

Hiç yorum yok: