28 Mayıs 2007 Pazartesi

siyaset

Yolculuğun bu bölümünde ortalık fena halde "siyaset" kokuyor. Yolcu mümkün olduğu kadar bulaşmamaya çalışıyor. Ama ne mümkün. Kıyıdan köşeden, kapıdan peceden bir şekilde ilgi alanına giriyor. Aslını sorarsanız yolda olanlardan "had"leri ölçüsünde yolcuların sorumluluğu vardır. Ne var ki herkesin konuştuğu yerde birilerinin de susup düşünmesi gerekiyor. Vesselam.

80 küsur senedir devleti sahiplenen ve yönettiğini zanneden bürokratik iktidarın haline bakınız; bir asra yakın zamanda kendi halkını "tehdit" konseptinden çıkarmayı başaramamıştır; iç tehdit de kendi halkından kaynaklanmaktadır, dış tehdit de. Birinin adı irticâ, öteki bölücülük. Anladık halkın kabahati büyük, anladık bu ahalinin başından sopayı eksik etmemek lazımdır, anladık bunlara devletin en kıytırık mevkileri bile emanet edilemez. Hepsini anladık, toplum suçlu! Peki "yönetici akıl" (hikmet-i hükümet) sahibi olması gereken o tırnak içindeki "devlet"in hiç taksiri yok mu? Hayır; o daima gayrı mes'ul, daima mâsum, daima "lâ yü'selü ammâ yef'âl". Hâşâ huzurdan bu tâbir, yani, "yaptığından ötürü sorgulanamaz" olan, dinî literatürde ancak Allah'a mahsus olan bir keyfiyeti remzeder!
Bir öğretmen düşünün; seksen senedir bir sınıf dolusu öğrenciyi adam etmek, terbiye vermek için uğraşıyor; başarısızlığını ikide bir sınıfı sıra dayağına çekip ondan sonra velilere "iki yüzden başarısız oluyoruz; öğrencilerimiz hem gerici, hem bölücü" diye nutuk çekiyor ve sonra yine öğretmenliğe devam ediyor. Kimsenin aklına, "yahu sen nasıl öğretmensin ki, seksen senede bir karış mesafe kaydedemedin" diye sormak gelmiyor. Bu vahim durum, sadece yönetici sınıfın değil, yönetilenlerin de "devlet tekniği" konusunda pek fazla fikir sahibi olmadığını işaretlemektedir. (A.Turan Alkan)

Hiç yorum yok: