21 Haziran 2007 Perşembe

mor

Siyasetin vazgeçilmez dönüm noktalarından biri olan seçimin takvimi işliyor bu günlerde ama "nerde o eski seçimler" demek geliyor insanın içinden. Seçim havasına bir türlü girilemedi. Konuşulan konular; muhtemel Irak harekatı, terör, geçim vs. Bir de mazot fiyatı açık eksiltmeye çıktı. Cem Uzan 1 YTL dedi, Ağar 1 in de altına inecek diye devam etti. Dün de Baykal %50 ucuzlayacak dedi. İş bu kadar basit yani. Bunların dışında geçen yaz ne yaşadıksa bu yaz aynı. Ne bileyim seçimde sokaklarda bayrak ve flamalar asılırdı, adaylar esnafı dolaşırdı, mitingler, tv tartışmaları, düellolar, köprüyü satarım/sattırmam tartışmaları kısacası seçim hayatın içine girerdi. İnsanlar partilerin fanatiği olur, hararetli tartışmalar hatta kavgalar olurdu. Ölen ve yaralananlar vukuattandı. İyi ki de tüm bunlar eskide kaldı. Ülkemin insan yapısının yavaştan da olsa olumlu yönde değiştiğini görmek beni mutlu ediyor. Evet evet ben iyimserlerdenim. Felaket senaryolarının havalarda uçuştuğu bu günlerde büyük hesabın tüm hesaplardan üstte olduğunu, doalyısıyla korkulacak birşey olmadığını düşünüyorum. Neymiş birileri Amerika'da kafa kafaya vermişler, masaya Türkiye'yi yan yatırmışlar, "ne yapılırsa bu ülke karışır" diye kafa yormuşlar. Acaba süikast mı daha etkili olur yoksa patlama mı?...
Peki kim bunlar? Türkleri ne kadar tanırlar? Türk kimliği ile katılanlar kendi milletini hala tanımamış mı? Şimdi Şahan Gökbakar gibi "biiiiiz" diye başlayan cümle kuracağım ama ne gerenk(!) var. Bizi bilen biliyor. Istanbul'un 600 yıla yaklaşan süredir bizde olması herşeyi izah ediyor. Daha bilmem kaç yüzyıl daha devam edecek olması birilerini fena halde kudurtuyor. Burası bir coğrafyanın başkenti. Bükreş'in, Tahran'ın, Şam'ın, Kiev'in, Atina'ın, Bakü'nün, Bağdat'ın bulunduğu bu alanın cazibe merkezi. Bakmayın son yüzyılda işler biraz aceleye geldiği için zavallı Istanbul'a eziyet ettik, görüntüsünü yamulttuk ama zamanla düzeltmeyi de biliriz. Gecekondular sivilce gibi yüzünü kızarttı ama ne yapalım. Bu vesile ile sevgili İstanbul'dan özür diliyorum. Boğaziçi Aşireti bizi buna mecbur etti. Düzelecek düzelecek merak etmeyin. Sular sonunda yatağını bulacaktır. Haliç gene eski günlerine kavuşacak, insanlar gülecek, kuşlar için kuşsarayları yapılacak, erguvanlar boğazı her baharda renklendirecek, bülbülderesinde ve her yerde gül bülbüle aşık olacak. Serviler sadece mezarlıklara ait olmayacak, bazı evlerin bahçelerinde kendisine sarılan sarmaşıklar bulacaklar. O bahçelerde mor sümbüller de olacak çünkü aşkın rengi mormuş vesselam...

Hiç yorum yok: