7 Ağustos 2007 Salı

saf

17.10.2006 günü yazıp yayınlamadığım, taslak olarak kalmış bir yazıyı öbür blogda mahzun gördüm. Emek verip yazmışım, neden kaybolup gitsin ki? Sadece imla hatalarını düzelterek aynen buraya alıyorum:

"İstanbul'a taşındığımız yıl kirada kalmak durumundaydık. Arama tarama faaliyetlerinden sonra Bostancı'da yeni yapılmış bir sitede ev kiraladık. Bostancı malum sosyete semti. Gerçi bizim ev Üstbostancı'daydı ama olsun, gene de Bostancı ne de olsa. Çevrede tek cami var. Tatarağası Camii. Betonarme bir yapı. Diğer camilerden farkı, cemaati ve vaaz veren hocası olarak kaldı zihnimde. Özellikle Ramazan'da ve Cuma günlerinde esip gürleyen bir vaiz vardı. Sonradan o zatın Prof. Bayraktar Bayraklı olduğunu öğrendim. Orjinal fikirleri vardı. Babamın ilgisini fazlasıyla çekmişti. Çok beğeniyordu, niye beğendiğini sorsanız bilmezdi ama köyde ballandıra ballandıra anlatırmış komşulara. Aradan yıllar geçti, taşındık oradan, yanlış hatırlamıyorsam bu camiye bir daha yolum uğramadı. Nasip olmadı. Taa ki düne kadar. Bostancı kavşağında servisten indikten sonra sıkışma ihtimali olan ikindi namazımı kılmak üzere Tatarağası'nda mola verdim. Camiyi yıkıp yeniden yapmışlar. İlk yapılış yılı olarak 1969, ikincisi ise ikibinli bir yıl yazıyor tabelasında. Minare dahil her yeri yeni yapım. Girişinden itibaren bir değişiklik hissettim. Hatta şadırvandaki musluklar bile diğer camilerdekilere benzemiyor. Kapısı bir cami kapısından ziyade sıradan bir yapının kapısı gibi. Alüminyum doğramadan, dışta demir doğramadan koruyucu kapı var. Namazı caminin içinde kıldım. Diğer camilerin aksine burası vakit dışında da açık bırakılmış. (güzel) Namaz sırasında bir ferahlık hissettiğimi söylemeliyim. Mekansal bir ferahlık. Hem namaz kıldım hem de göz ucuyla etrafı dikizledi. Neydi bu bana ferahlık hissi uyandıran? Selamdan sonra hemen detaylı incelemeye başladım. (kimsenin olmaması işimi kolaylaştırdı.) Bir kere pencereler normalden büyük. Işık boca oluyor içeriye. Tavan yüksek, duvarlar açık renk, mekan sade, fazla eşya yok. Fevkhane diye tabir edilen üst kat kısa tutlduğu için ana bölümde genişlik hissi haliyle kendini belli ediyor. Zaten cami enlemesine büyük. Doğru olan da budur. Bizim mabetlerimiz enlemesinedir. Çünkü "saf" esasına göre ibadet ederiz. Safların uzunluğu ve sıklığı makbuldür. "Sıra"lar halinde arka arkaya ve derinlemesine değil enlemesine bir düzendir bizimkisi. Bir anlamda dünya sathını bu saflarla çepeçevre çembere alıp tüm arzı ibadet mekanı haline getirme gayreti. Saf halkalarının başlangıcı ve en dar olanı Kabe'nin etrafındaki ilk saftır. Suya atılan taşın halkaları gibi bu saflar genişledikçe genişler."

Belki o zaman devam edip birşeyler daha yazacaktım ama aradan aylar geçmiş. Bu haliyle kaydedelim. Gerisi sonra gelir. Vesselam...

Hiç yorum yok: