21 Ağustos 2007 Salı

sıla

Yolculuk bu sefer sıla-i rahim içindi. Yolcu, anî bir kararla geçen hafta tam bu gün ve bu vakitler yani öğle ile ikindi arasında İstanbul'u arkada bıraktı. Güneşin doğduğu yöne doğru, Anadolu'nun içlerine doğru hızla ilerliyordu yeni aldığı araçla. Akşam olmadan Ankara'ya, gece yarısı Alicik'e vardı. Çocukluk yıllarında olduğu gibi anne-baba ile aynı odada, yer yatağına yattığında uyumaktan başka hiçbirşeye zaman ayıramadı. "Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım demiş" Herkes ve herşey iki yıl önce bıraktığı gibiydi sanki. Köyde zaman biraz daha yavaş ilerliyor mu ne? Hal hatır sormanın dışında konuşacak fazla birşey yok. Ortak noktalar gittikçe silikleşiyor. Anne, baba, bacı ve yeğenden oluşan yolcuları ile Sivas yolundaydı ertesi sabah. Çıkmıştı bir kere kim tutar onu. Bu hızla Orta Asya steplerine bile gidebilirdi hani. Şimdilik oralardan gelen bir gönül erini ziyaretle işe başladı. Abdulvahab Gazi, bir rivayete göre efendimizin sancaktarlığını yapmış. Sivas'ta meftun. "Yukarı Tekke" de ilk ziyaret büyüklerinin şeyhi Hafız Bedrettin Efendinin kabrine oldu. Himmet ve bereket dolu bir ziyaretti. Öğle ezanı okunurken camiye geçildi. Türbe ziyareti, yemek, çarşı alışverişi, eczane derken ikindi oldu. Namazı Ulu Camide kılmadan gitmek olmazdı. Hem tekkede hem bu camide dizi çekimi yapan film ekibi yolcunun konsantresini biraz bozar gibi oldu ama aldırmadı. Dönüş yolu gidişten farksızdı. Anne baba ile beraberdi ya mutluluk için daha ne hacet. İkinci gün Akdağmadeni üçüncü gün Yıldızeli ve tekrar Sıvas. Yolculuk içinde seyahat yani. Haftasonu Ankara molasının ardından İstanbul kalabalığına karışmak üzere dönüş başladı. Keşmekeş daha İzmit'ten başladı. Trafik sıkışıklığı yolu uzattı da uzattı. Vesselam...

Hiç yorum yok: