7 Eylül 2007 Cuma

ramazan

Ramazan ayının gölgesi üzerimize düşmeye başladı. "Nerede o eski Ramazanlar" klişesine girmeden bu hususta bir iki laf edelim: Bir kere her dönemin kendine has şartları oluşur; dolayısı ile güzellikler ve kekrelikler iç içedir. Hem zaman hem mekan hem de insan değişiyor. Otuz küsür yılda bir zamandaki turunu tamamlayan Ramazanlar da haliyle değişecektir. Benim ömrümdeki turunu tamamlamak üzere. Çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda ramazanın yaz aylarına geldiğini net bir şekilde hatırlıyorum. Allah ömür verirse bir kaç yıl sonra tekrar aynı noktada karşılaşacağız Şehr-i Ramazan'la.
Ürün hasadı nerdeyse 3 ay sürerdi o zamanlar. "Irgatlık" dediğimiz tarladaki günler 20-30 gün sürerdi. Önce tarladaki buğday, arpa veya fiğ kalıçla yolunarak veya tırpanla biçilerek yere yatırlır. Arkasından desteci deste eder. Desteler sabah vaktinde yığınlarda toplanır. Tırmıkla tarla temizlendikten sonra bir sonraki tarlaya gidilerek aynı işlemler yapılır. Irgatlık bittikten sonra "sap" denen aşamaya geçilir. Kağnı ile tarladaki yığınlar köyün içindeki veya yakınındaki harmanlara taşınırdı. Tarlanın uzaklığına göre günde 4-5 kağnı sap getirilir. Harmandaki sap yığınları büyüdükçe büyür, dağ gibi olurdu. Sap zamanı da bir aya yakın sürerdi. Sap aşamasına parelel "harman" aşaması başlardı. Harman dediğimiz ürünün saman ve tane olarak ayrılması aşamasıdır. Saplar yığının etrafına azar azar deşilir, döğene koşulmuş öküzler döne döne o sapı saman haline getirir. Bıktırıcı bir şekilde devam eder, ta ki hepsi bitene kadar. Sonra tınaz yapılır o samanlar. Rüzgar çıkınca da yaba ile savrularak tane ortaya çıkardı. Huh, yazarken bile yoruldum. İşte bu günlerde oruç tuttuğumu hatırlıyorum. Anılarım da var o günlere ait ama onu gelecekte nakledeyim. Sadece şunu söyleyim. Annemin kulakları çınlasın. Ağzımı yıkayacağım diye suyu boğazımdan aşırdığımı duyunca kıyamet koparmıştı. Ne terbiye ama. Allah ondan razı olsun. Vesselam...

Hiç yorum yok: