6 Eylül 2007 Perşembe

sade

- Hayatta sadelikten yanayım
- O halde sıyrılmanın zamanı yüklerimizden.
- Nerden başlayalım? En yakın yük hangisi?
- Bilgisayar
- Olmaaaz, bilgisayarı atarsam nasıl yazacağım. O sonraya kalsın.
- Televizyondan başlayalım o halde. Ama hangisi?
- İşyerindeki sonraya kalsın, evdeki ama hangisi salondaki mi, yatak odasındaki mi?
- Salondakini çocuklar da izliyor en iyisi yatak odasındakinden başlayım.
- Ama en az seyrettiğim o televizyon, en masumu o yani. Gücün bana mı yetti derse ne diyeceğim?
- Tamam o zaman hazır yatak odasındayken temizliğe oradan devam edelim: Eskiden ortopredik yaylı yatak mı vardı ondan kurtulalım.
- Nerde yatacağız?
- Yerde yani yer yatağında.
- Belindeki ağrı ne olacak? İki dakika halının üstüne uzanınca ayağa kalkana kadar suratındaki acı kat kat oluyor.
- Tamam tamam onu da sona bırakalım.
- Dolaba ne dersin?
- Elbiseler ne olacak?
- Dolaptan içindekilerle birlikte kurtulacağız
- Yaa, çıplak dolaşmayı düşünmüyorsun herhalde?
- Olur mu canım, çıplaklığa karşıyız biz. Vazgeçtim dolabı atmaktan.
- O zaman sana kökten bir çözüm: Istanbul'u terket. Ev, iş, çoluk, çocuk, çevre, vs hepsinden bir anda kurtulmuş olursun. Dağ başında bir köycükte basit bir yapıda hayatının geri kalanını geçirmiş olursun.
- Alvin Tofler'in "Şok" diye bir kitabını okumuştum yıllar önce. Sıradan birinin hayatı aniden köklü değişikliğe uğruyor. (piyango zengini oluyor yanlış hatırlamıyorsam) Adam alışılmış hayatının dışına çıkıyor ve kısa süre sonra aniden ölüyor.
- Ne demek istedin şimdi?
- Sen beni ölüme göndermeye mi çalışıyorsun o "köycüğe"?
- Sade yaşamak istiyorum diyen sen değilmisin?
- Ben miyim sen misin belli değil. Yukardan beri hangimiz hangi sekme ile konuştuk takip ettin mi?
- Karıştı bütün ipler. Yumak olduk yani desene.
- Bilmiyorum ki nasıl yapacağız. Bunun başka yolu yok mu?
- .....
- .....

Hiç yorum yok: