27 Ekim 2007 Cumartesi

av

Alnıma bakıyorum aynada. Alnımdaki yazıya. Dünya köhnemiş bir avdır diyor. Kara bir yazı benimkisi. Beyaz zemine siyah harflerle yazılmış kara bir yazı. Karayazıma bakıyorum. Bazen avcı bazen avsın sen diyor. Av için kendini avladığın anlar oldu mu hiç? Alnıma bakınca seni görüyorum karayazım. Sen benim en kara yazımsın. Kader böyleymiş ne yapabilirim ki! Seni o kadar çok sevdim ki hem av oldum hem avcı. Seni avlarken avlandığımı göremedim. Seni görüyorum şimdi alnımın çizgilerinde. Alnım av yeri. Alnımda bir ceylan avcının tuzağına yakalanmış, okuyla yaralanmış bir ceylan çırpınıyor. Ona bakıyorum şimdi. Mevsim sonbahar. Sapsarı alnım. Orman burası. Bir dağ yükseliyor alnımdan. Arkası şehir. Şehrin içindeki bu ormanlar oldum olası şaşırtmıştır beni. Alnımda şimdi bu şaşkınlığın izlerini görüyorum. Alnımda ne çok şey görüyorum. Daha önce böyle bakmamıştım. Şimdi seninle, senin acınla yandığım ve alnıma baktığım anda geçmişi bugünü ve geleceği aynı anda görebiliyorum. Geçmişimiz bugünde ve geleceğimizle birlikte alnımda kara bir yazının ormanında, ceylan gibi çırpınıyor. Ok kalbine saplanmış. Kalbinin bir yanı yıkılmış, viran olmuş. Bir tarafı huzur içinde, bir yanı kanıyor kalbinin. Ceylanın kalbine bakıyorum şimdi. Dünya ne zalim diyor akan kan. Acısı gözlerinden birkaç damla yaş olarak akıyor. Alnımdaki o yaşa bakıyorum şimdi. Tenin gibi beyaz, gümüşsü. Tenine bakar gibi bakıyorum gözyaşına. Kara gözlerin senin. Ceylanınki gibi sürmeli. Alnımda ceylanın gözleri. Acıyla yanıyor, yakıyor kara yazımı. Aynanın içinden yazının karasına bakıyorum şimdi. Gözlerin de kara yazım gibi. Gözlerin av şimdi, kendini avlayan avcınınki gibi sürmeli. Kara bir av seninkisi, acılı bir avcı. Dünya nasıl kara bir yazının alnı böyle. Ceylanın kalbini kanatan nasıl zalim bir avcının oku böyle. Alnımdaki oka bakıyorum şimdi. Yazgımı perdeleyen odur. Onun acısı ve akıttığı kanın rengidir. Kan korkusuna bakıyorum şimdi. Alnımdaki yakut renginin dehşetine. Mürekkep dağılıyor, yazı karışıyor, okuyamıyorum. Kara iken sarıya kırmızıya dönüşüyor ceylan. Mevsim, şehrin içindeki bu ormanda, köhnemiş bir avcının kemendine tutuluyor. Alnımdaki kemende bakıyorum şimdi. Beni tersten bağlayan yazgıma bakıyorum. Burası benim binyıllardır yaşadığım bir yerdi. Oraya yedi bin yılın içinden gelmiştim. Oraya kırk bin yıllık bir tarihin dağdağasından düşmüştüm. Bir nur vardı alnımda başlangıçta. Zaman yoktu belki onunla başlamıştı, o nurla. Alnım bir ormandı belki mevsim ilkbahardı henüz av başlamamıştı. Avcı yoktu, av olmayacaktı, ceylan özgür ve mutlu idi. Bunu bilemeyeceğim. Gördüğüm alnımdaki yazı, belli belirsiz harfler ve rengi dönen kelimeler...Onların bir sesi vardır belki, duyamıyorum. O yazıların bir gün karşıma çıkacağını ve beni avlayacağını hissediyorum. Aynada bu sabah traş olmak için girdiğim banyonun bu kirlenmiş, sıcaktan buharlı aynasında alnıma bakıyorum ve cesedimi görüyorum şimdi. Soğuk, sessiz, canı çekilmiş bedenime bakınca, avcı iken av olmuş bir sonbahar görüyorum. Bütün bunlar şehrin kalabalık, zehirli caddelerinden sızıyor ormana. Orman köhne bir av oyunuyla kirleniyor. Alnıma daha dikkatle bakınca bu zehirli oyunun zarını görüyorum. Zar safran sarısı bir berzaha açılıyor. Oradan kara bir yazıya geçiliyor. Yaralı ceylanın kalbinden çıkılıyor. İki yön beliriyor. Daha dikkatle bakınca yolun ikisinin de sana çıktığı görülüyor. Alnımdan sana bakıyorum şimdi. Senin elifine. Sen teksin ben birim. Senin tekliğine bakıyorum şimdi. Alnımdaki birlikten bakıyorum. Bakılanların en kusursuzu senin tekliğin, görüyorum. Ne kadar açgözlüyüm, tekliğine talibim. Onu istiyorum. Alnımdaki isteğe bakıyorum şimdi. Bu istekle bakınca kendime ve her şeye teklik izafe ediyorum. Sen tapınılan bir heykel değilsin, dilenen, istenensin. Senin dileğine bakıyorum şimdi. Alnımda senden başkasına bakılamaz yazıyor, o yazının rengine bakıyorum. Bu renk hiçbir renge benzemiyor. Onu daha önce görmemiştim. Onu tarif edemiyorum. Onu bir şeye benzetemiyorum. Ona bakıyorum sadece. Sadece onu görüyorum. Seni kaybettim sadece onu görüyorum.

Sadık Yalsızuçanlar

Hiç yorum yok: