11 Kasım 2007 Pazar

gz

Bu kitap (tutunamayanlar) beni acayip sardı. Bir okuduğum yeri birkaç kez daha okuduğumdan olacak daha ortasına yeni gelebildim. Kendimden birşeyler buluyorum sayfaların arasında. Bizim ve bizden önceki neslin (belki de bizden sonraki neslin de) dramını çok güzel tasvir ediyor. Sürekli bir karamsarlık durumu. Bir yanın eksik kalması hali. Yani "tutunamama" İşin aslı "dünya" nın niteliğinden kaynaklanıyor. Zaten burasını insan için huzur beldesi olarak düşünmek saçmalık. Huzurlu olduğunu düşünenler de aslında kendi kendini avutuyor. Gerçeği görmemek için oyuncaklara müracaat ediyor.

Roman olmasına rağmen altını çizme gereği duyduğum satırlar oldukça fazla. 367 sayfadaki birinci paragrafı okuyunca hemen kalem aradım altını çizmek için. Ama bakın ne yaman bir çelişki çıktı ortaya: "Kitaplara ithaf yazmak, beğenilen satırların altını çizmek, sayfaların kenarına düşüncelerini yazmak Selim'e, kendini elevermek, insanların ortasında çırılçıplak kalmak gibi geliyordu. İnsanların kitaplara birtakım çizgiler çizmeye, kelimeler yazmaya hakkı yoktu. Herkesin düşünebileceği satırları yazmak saçmaydı. Her insanın kendine özgü düşünceleri gizli kalmalıydı: yalnız kendi bilmeliydi bunları"

Not: Gözüm isyanlarda. Yaşarıyor ve ağrısı artmaya başladı. Yazılar çatallıyor. Bir doktora görünmenin zamanı geldi sanırım. Gözlüklü Zihni'yi hayal ettikçe bir tebessüm yayılıyor yüzüme. İlk işim okuma devam ederken etrafa gözlüğün üstünden bakmak olacak. Hoşuma gidiyor bu hareket. Ne saçma değil mi?

Hiç yorum yok: