22 Kasım 2007 Perşembe

çiğ

Bugün "çiğköfte" sorunumuza parmak basmak istiyorum müsadenizle. Terör, Avrupa Birliği, hükümet, irtica, darbe, kapkaç, toplumsal çürümüşlük, Kürt, vb. sorunlarımızı henüz çözememişken bir de çiğköfte sorunu çıkarma, dediğinizi duyar gibiyim. Kısaca anlatayım:
İbrahim Tatlıses'in arz-ı endam ettiği son 30 yılda oldu ne oldu ise. Çiğköfte yöresellikten çıkıp önce arkadaş toplantılarına sızdı, sonra meclise girip "tavan" yaptı, bir dönem televizyon programlarında seyircilerin gözü önünce yoğurulup yendi. Nihayet son birkaç senedir olan oldu, çiğköfte lokantaları açıldı merkezi yerlerde. Bu sene de bizim semte açıldı: "Elazığlı Bilmemne Usta"
Nerdeyse toplumun tamamına yakını bu "şey" in (yemek demeye dilim varmıyor) neden ve nasıl yapıldığını biliyor ama yine de yazalım: Çiğ et, kıyma haline getiriliyor, ince bulgur ve baharatla karıştırılıp yeniyor. Aradaki kelimeleri çıkaralım: "çiğ et yeniliyor" Bu kadar net. Peki kardeşim biz dünyanın başka yerlerinde yaşayan ve böyle beslenenlere ne ad veriyoruz? Neyse konumuz o değil. Ben bu çiğköftenin son derece sağlıksız olduğunu düşünüyorum. Yoğuran kişinin DNA sından tutun da herşeyi çiğköfte vasıtasıyla bize geçiyor mecburiyetten. Bunu şirin göstermenin bir anlamı yok. Kendimizle yüzleşmenin sırası. Birileri çıkıp bu yönümüzü yüzümüze vurmadan biz bunu tekrar geldiği yere gönderelim. Orada doğmuş, mutlaka bir hikayesi vardır. Tutarlı da olabilir ama, bu kadar yaygınlaşması hayra alamet değil diye düşünüyorum. "Her şeyin bir yeri olmalı, her şey yerinde olmalı" vesselam...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

huşuma gitmesiNe rağmeN vaz geçebilirim.
acı yiyemememe rağmeN alıştım.
yokluğu, hayatımdaN Ne götürebilir ki "çiğ köfte" NiN.
varlığıNa tez alıştığımız gibi, tezde çıkartabiliriz haytımızdaN.
zateN "çiğ" olaN herşeydeN uzak durmak lazım :)...

... evet çok haklısıN "her şeyiN bir yeri olmalı, ve her şey yeriNde olmalı" ... vesselam ...

Adsız dedi ki...

uzun zamandır sizi takip ediyorum.yazılarınızı bazen anlayamasam da zevkle okuyorum.insanlar çiğ köfte yiyor diye (bence yemesi çok güzel bi meze) onlara yam yam benzetmesi yapmak ayıp oldu galiba yolcu.ne dersin?
adana kebabı her yerde yeniyor,urfa kebabı her yerde yeniyor kimse bu konuda bir şey demiyor çiğ köfte olunca ne değişiyor merak ettim.hepsi de aynı yörenin yemeği o zaman hepsini kendi bölgesine gönderelim olsun bitsin!!!(vesselam)

Yol ve Yolcu dedi ki...

İsimsiz kardeş,
Takibe layık olmasam da takip edildiğimi sizden duymak hoş. Anlayamadığınız bölümlerin zamanla anlaşılacağını düşünüyorum. Bunu bir günlük gibi kabul edin. Benim ruh halimi yansıtan bir günlük.
Çiğköfteye gelince; "yamyam" kelimesi yok yazıda. Siz öyle anladıysanız aslında başarılı addediyorum kendimi. Ona benzer bişey demeye çalıştım. Ama asla "insan" a "yamyam" demeyi tasvip etmem. Çünkü aslolan "iyi" dir. Kötü ve kötülük arizidir. (geçici)
Eğri oturup doğru konuşalım: Etçil hayvanlarla vejeteryen olmayan insanın et tüketme biçiminin en bariz fark "pişirme" dir. Biz eti ateşte veya başka yollarla pişirir öyle yeriz. Adana ve Urfa kebapları da böyledir. Çiğ etle bulgur insan "ten"i (el) marifeti ile öyle bir sıkıştırlıyorki ısınıyor. Biliyorsunuz derimiz yenilenme özelliğine sahiptir. Yani 1 kg hayvan etinin yanında bilmem kaç miligram da insan derisi yiyoruz aslında. Ve bu olay belki kendi orijininde bir anlam taşıyordur ama şehrin ortasında sırıtıyor. Hele de her mahallede birkaç "usta" dükkan açarsa kusura bakmayın da en azından ben kendi çapımda dillendiririm bunu. İşin ilginç yanı temizlik ve hijyen diye hayatımızı çekilmez hale getiren çıtkırıldım hanfendiler(!) ve beyefendilerden(!) bu konuda çıt çıkmıyor. Bu ne pehriz bu ne lahana turşusu?
Yoksa biz bu toprakların herşeyine kurban oluruz. Bizim zenginliğimiz onlar.Çiğköfte de yemek kültürümüzün bir parçası. Ama tamamı değil, üstelik "çiğ".