3 Aralık 2007 Pazartesi

hayr

Al sana bir yol üstü rüyası daha. Güya Yolcu kilit bir konumda imiş. Tanımadığı insanlar onunla tanışmak, bilişmek istiyorlarmış. Birlikte bir "bina" yapmayı teklif ediyorlarmış. Bina beyaz, bembeyaz olacakmış, beyazlıklar içinde. Yoldaki herşey yemyeşil olmuş birden, yolcunun ayakları yeşillenmeye başlamış, kökümsü şeyler çıkmaya başlamış yürüyen ayaklarından. Yürümesine engel olmayan köklermiş bunlar. Yemyeşil ve beyaz kökler. (=tesniye) Çifter çifter yağmaya başlamış damlalar, herşey çift. "Bina yapmak neyime?" diyecek olmuş içinden ama dili başka şeyler söylemeye başlamış onlara. Onlar da şaşırmışlar. "Bu nasıl iş?" Olanlar önceden olmuşmuş aslında. Onca kalabalıkta, uçsuz bucaksız bu yolda bu insanlarla karşılaşmasını başka türlü nasıl izah edebilirdi ki? Bir çiftlikteymişler, dümdüz bir ovanın ortasında yeşillikler içindeki çiftlikte. Güya Yolcu, çiftliğin kahyası rolündeymiş. İlkbahara benzer bir hava, sehere benzer bir vakit, Leyla'ya benzer bir sevda her tarafta hissediliyormuş. Güya İbrahim Peygamber devri imiş de Hz. İsa'nın her an gelmesi bekleniyormuş. Acele bir durum yani. Tek tek tuğla ile bina yapma devri bitmiş, iki adet yetiyormuş. Herşey açılmaya, yarılmaya, genişlemeye başlamış. Yürekler dağ gibi olmuş, ay güneş kadar olmuş, ağaçlar göğe yükselmiş, nehirler deniz olmuş. Bereket her yeri kaplamış. Acayip bir yol rüyası böyle devam edip gidiyormuş. Yolcunun biraz soluklanmak için rüyadan çıkıp uykuya dalmak üzere yatağa yattığında en son hatırladığı yüzündeki tebessümdü. "Niyet hayır, akıbet hayır" vesselam...

Hiç yorum yok: