15 Ocak 2008 Salı

ah

Bugünlerde iki konu dikkatimi çekti. Birincisi Kırşehir'li lise öğrencilerinin parmaklarını topluiğne ile kanatıp kanları ile bayrak yapmaları. Televizyonda paşamızın elleri titreyerek, duygusal bir atmosferde konuyu takdim etmesinden itibaren içimde bir burukluk oluştu. Olayda bir kekrelik var ama bir türlü tarif edemedim. Tepkiler (olumlu-olumsuz) geldi hemen. Herkes kendi açısından değerlendirecek tabi ki. Benim söylemek istediğim şu: Biz galiba neyi ne zaman söyleyeceğimizi, yapacağımızı kestiremiyoruz. Bu çocukların duyguları kuşkusuz çok önemli ve yerine göre güzel. Gel gör ki öyle bir zamanda söyleniyor ki bırakın olumlu etkiyi düşmanın ekmeğine yağ sürüyor. Geçenlerde de Isparta'da eğitim tatbikatında bir üsteğmenimiz donarak şehit olmuş. Olayın detayına girmeyelim. Nasıl olmuş, suçlu var mı, vs? Bu konu "haber" yapılır mı? "Üsteğmen kalp krizinden öldü" dense çok mu yanlış yapılır? Kahraman ordumuzu küçük düşürmeye kimin hakkı var? Basiret bağlanması değilse ortada bir ihanet var diyesim geliyor.
İkinci konu Dağlıca. Bu kelimeyi her duyuşumda yüreğim dağlanıyor, şimdi döndük dolaştık tencereye Dağlıca'yı yerleştirdik. Meğer komutan düğündeymiş o gece. Olabilir, suç mu düğüne gitmek. Peki yerine birini bırakmış mı? Tedbir almış mı? bilinmez ama karşı tarafa teslim olan askerler için "vatan haini" yaftasını yapıştırıverdi komutanımız. Olabilir, insanoğlu çiğ süt emmiş hainlik de yapabilir. Peki telsiz dinleme gibi kritik bir göreve o çocuğu getirirken hiç mi araştırmadınız? Hainse de, değilse de bu yaşananlar, konuşulanlar vahamet üstü ihanet. Kimin hakkı var kardeşim bu milleti bu hallere düşürmeye. Gene canım sıkıldı. Çok şey var ama konuşursak aynı hataya biz de düşeriz. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Vesselam...

Hiç yorum yok: