18 Ocak 2008 Cuma

devlet

Bugün Ekrem Dumanlı'yı okutacaktım size. Malum "istemezük" tavrını eleştiren aşağıdaki yazıyı buraya koymakla yetinecektim. Ama tam da bu karamsarlık günlerinde Devlet Bey'in (MHP) tavrını başta zikretmek boynumuzun borcu oldu. Dün gerçek devlet adamı olduğunu, bu milletin sağduyusunu temsil ettiğini ispat eden bir açılım yaptı. Son dönemde ülkemizin önünün açılmasında iktidarın katkısının yanında Devlet Bahçeli'nin duruşunu da zikretmek zorundayız diye düşünüyorum. Bunu önemsiyorum, en kritik noktalarda millet menfaatlerini parti menfaatlerinin önüne koymuştur. Şanlı tarihimizin bugünlere rastlayan sayfalarında kuşkusuz Devlet Bey'in ismi hakettiği yerde olacaktır.

.........
Başbakan Erdoğan, Muharrem ayının mahzun hatırasına sığınıp Alevi İftarı'na katıldı. Tarihî bir adımdır bu. Alevi-Sünni kardeşliğinin son yıllardaki en güzel tebessümüdür bu. Öteden beri "devlet Alevilere sahip çıkmıyor" diye serzenişte bulunan kitleler için de yeni bir açılım imkânıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanı ve dokuz bakanı Alevi İftarı'na geliyor, Hazreti Hüseyin için dökülen gözyaşına ortak oluyor. Heyhat! Bir kısım çevreler bu huzur veren tablodan bile rahatsız. Kendine Alevi adı veren bir küçük zümre, iftara katılanları "düşkün" ilan ediyor. O da yetmiyor, telefon açıp, katılmak isteyenleri ölümle tehdit ediyor. Nerede kaldı "Gelin canlar bir olalım" söylemi? Neyse ki Alevi çoğunluk rant avcılarına fırsat vermiyor. Bu arada "bir kısım medya" "düşkünler edebiyatı"nın peşinde sürek avcılığı yapıyor. Yazık! Alevi-Sünni ayrımcılığını bu mantıkla mı yeneceğiz?Türkiye'nin dört bir yanından insanlar Güneydoğu'ya akın etti ve Kurban Bayramı'nı "Kürt kardeşleri"yle ihya etti. Fakir halka etler dağıtıldı, kucaklaşıldı. Herkes çok mutlu. Bayramı çoluk çocuğuyla geçirmeyip Güneydoğu'ya gidenler de huzur duydu bu çalışmadan; yüzlerce kilometreden gelip bayram sevinci getirenlerle sarmaş dolaş olan yöre halkı da. Bir tek öteden beri "Kürt sorunu" deyip meydana atılanlar huzursuz! Hani "halkların kardeşliği"ni amaçlıyorlardı? Şimdi kalkmış "laik devletin teminatı olma" rolüne soyunup zinde güçlere şirin gözükmek istiyorlar. Kürtleri ve Türkleri birbirine bağlayan ana damar İslamiyet; bundan gocunmaya gerek yok ki! Ve yine medya! Kürtler ve Türkler arasındaki her sivil yakınlaşmaya kuşkuyla bakıyor. Eyvallah; gazeteciliğin ana özelliği şüphecilik; ancak bu, insanları töhmet altında tutmaya dönüşünce akla şu keskin soru geliyor: "Kürt sorunundan kimler, ne tür rantlar elde ediyor ki çözüm adına atılan her adım rahatsızlık sebebi oluyor?"

Başörtüsü de öyle! Bu nasıl vahim bir meseledir ki otuz seneyi aşkın bir süredir insanları mağdur ediyor ve çözüm bulunamıyor? Ortada on binlerce başörtüsü mağduru var. "Dünyanın hiçbir üniversitesinde yasak olmayan başörtüsü yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede yasak olur mu?" Başbakan bu haklı soruyu gündeme getiriyor. Makul bir cevabı yok bu çetin sualin. Yok efendim türbanmış, başörtüsüymüş, alttan bağlamaymış, bone takılınca şöyle olurmuş... Tam bir çelişki yumağı! Sonuçta insanlar giyim kuşamları yüzünden ayrımcılığa tabi tutuluyor mu, tutulmuyor mu? "Haydi buna çözüm bulalım" dediğiniz an birileri kılıçlarını kınından sıyırıyor ve başlıyor saldırıya. Daha kaç otuz sene geçecek ki çözüm adına makul bir adım atılabilsin?
.......

Hiç yorum yok: