22 Şubat 2008 Cuma

ali

Telefondaki ses "beni tanıdın mı?" diyordu. Yolcu hafızasını zorladıysa da hatırlayamadı. Tanıdık da gelmedi ses. "Alicik'te öğretmen yapan birisi desem" hatırlatmasını yapınca telefondaki ses, hiç tereddüt etmeden "Ali hoca?" sorusunu sordu. Evet evet oydu. İlkokulu bitirdiği yılda köye tayini çıkan Ali Büke idi karşısındaki. Birden ne söyleyeceğini unuttu. Kem küm faslı karşıdakini bile şüphelendirecek kadar uzadı. Şok gibi birşey. Cuma sonrası sakinlik yerini garip bir duyguya bıraktı. Bu ses Yolcu'yu 32 sene önceye çağırıyordu. Öğretmenlik mesleğine ilk adımını atan delikanlı ile İlkokulu yeni bitirmiş Yolcu'nun kaderleri o köyde kesişmişti. Abilik yapmıştı, abisi olmayan garibana. Anılar, anılar... Şimdi hangi birini yazalım? O şimdi Fethiye'de emekli bir öğretmen olarak yaşıyormuş. Kızları vardı: Neşe ve Leyla. İkisi de annelerinin yolunu izlemiş, hemşire olmuşlar. "Oğlumuz da öğretmen lisesinde okuyor" dedi. Belli ki o da babasının izinden devam edecek. "Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur" derler ya şimdilik sadece konuşarak kavuşmuşlardı. Hayat bu işte, seneler geçtikçe ölçek de değişiyor. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl. Dile kolay otuziki kere 365 gün. Hey gidi hey.

Hiç yorum yok: