2 Mart 2008 Pazar

ses-siz

Efendim, Amerika'da müzik piyasasının plaklar marifeti ile zirve yaptığı yıllarda önüne gelen plak çıkarıyormuş. Her türlü "ses" plağa aktarılıyormuş. hepsinin de bir alıcısı çıkıyormuş. Ama rekoru bir plak kırmış: Diğerlerine göre daha fazla rağbet görmesi sanatçısından veya müzikalitesinden kaynaklanmıyormuş. Plakta "ses" yokmuş çünkü. İnsanlar gidip para verip bu kırkbeşliği alıyormuş. Pikaplarına yerleştirdikleri plakta dinledikleri ses, "sessizlik"miş. Girişimcilik ve pazarlama açısından bakarsanız başlı başına bir başarı öyküsüdür ama biz konunun o yönünde değiliz. İnsanın sessizliğe olan susamışlığıdır söz konusu olan. Çünkü tüm sesler kesildiğinde asıl ses ortaya çıkar. Amerikalıların bunu düşünerek o plağı kapıştığını söyleyemeyiz ama işin deruni -içsel- yönünün ortaya çıkması konusunda bu olay iyi bir "deney" olarak tarihe geçmiştir diye düşünüyorum. Konunun izahını ehline bırakalım:
..........
Müzikte telvin, ikamet edilen yer anlamına gelen makam'ın değişmesi, bir makamdan diğerine geçiştir. Müzik, esasen, kainatta var olan ve kulağı açık ruhların dinlediği manevi müziğin, Bediüzzaman'ın ifadesiyle 'musika-yı İlahiyye'nin dışsal formlarından ibarettir. Evrende sonsuz ses vardır ve bunun notalara, çalgı perdelerine sıkıştırılması, müziğin o sonsuz yankısının yoksullaşması, tekdüzeleşmesidir. Ömer Faruk Tekbilek gibi müzisyenler, bu yoksulluğa düşmezler ve müziğin doğaçlama niteliğini yansıtırlar. Erkan Oğur'un perdesiz gitarı bu yönelişle ortaya çıkmıştır. Jazz müziği, blues'un dili de bunu ima eder. Bir ırmakta iki kez yıkanılmaz. Müzik de böyledir, aynı ses asla tekrarlanmaz, her icra farklıdır ve kişinin ruh haline göredir. Bu doğallık ve zenginlik, Tekbilek gibi sanatkârların elinde ve nefesinde şaşırtıcı bir kıvraklıkla, etkileyici bir biçimde dile gelir. Müzik icra ederken bir tür trans hali yaşanması, kendinden geçilmesi, o esriklik, o sarhoşluk bundandır. Bu bir zikr seansı gibidir. Bu, Tekbilek'in Telvin'de belirttiği üzere, 'Hu'nun sırrıdır. Aslında bütün hikâye, kuyudan yükselen o sestedir. Hu, sırdır, sırların sırrıdır, onu da hiçbir kalp taşıyamaz, nefes, onu mutlaka söyler. Ney, bize, böylesi bir sırrı söylemektedir. Ney, 'ayrılıklardan şikâyet' eder gibi görünse de, gerçekte o sırrı hikâyet etmektedir. Burada aslolan hikâyettir, şikâyet değil. Çünkü, ruh bedene tutuklanmış, asli yurdundan ayrılmıştır. Müzik, bu ayrılığın sesidir. O hicranla inlemektir. Fakat herkes o muammayı bilemez. Niyazi Mısri'nin dediği gibi, onu, çoğu kimse, 'lafız, suret ve cisim zanneder' ama, o, gerçekte manadan ibarettir. Tekbilek, 'kainat titretiştir' diyor, müzik de, işte bunun, yani zerrelerin hareketinin sesidir. Hayatın sesidir. Canlı olmanın, soluk alıp vermenin, var olmanın, kesintisiz tecellinin sesidir. Tecelli, cilve kökünden gelir. Cilve, 'gerdek gecesi, gelinin duvağını açması'dır. Hakikat, kendini açmak ister, tecelli olur. Bu açılma, lahuti bir ses çıkarır. Her türden gerçek müzik böylesi bir sırrın sonucudur. Sırrın açılmasıdır. (S.Yalsızuçanlar)

1 yorum:

Adsız dedi ki...

böyle bir babanın evladı olduğum için kendimi çook şanslı hissediyorum.seni çok seviyorum reis.