4 Nisan 2008 Cuma

bahar

Toprakta kalan son kar tanesi de aslına dönünce etrafı bir neş'e kapladı. Her bahar olduğu gibi yeniden canlanmanın provası yapılıyor. Yerüstü ve yeraltı varlıkları heyecan içinde sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Cemrenin izlediği sıraya benzer bir sıra bu. Ne bir an erken ne bir adım geç. Toprak kabaracak, sular çağlayacak, solucanlar uzayacak, sığırcıklar yumurtlayacak, yapraklar açacak, koyunlar kuzulayacak, otlar boy verecek, kayalar ısınacak, bulutlar turlayacak, yağmurlar yağacak... Daha neler olacak neler. Uzuun kuyruktaki "hâdise"ler tadir edileni "kader" defterine geçmek için bekliyorlar. Aklımıza hayalimize sığmayacak olaylar gözümüzün önünde cereyan ediyor, bize birşeyleri hatırlatıyorlar ama anlyana "aşk" olsun. Ölü denen "tabiat" diriliyor. Geçen yıl neler olmuşsa bu sene aynı ile tekrarlanıyor. Tüm bu olup bitenin ortak yönü var mı? Var elbette: "Tesbih". Tabiatın ve kainatın okuma kılavuzuna (Kur'an) müracat edelim: Hadid, Haşr, Saf, Cuma, Tegabün surelerinin ilk ayetleri hep bu vurgu ile başlar: "Göklerde ve yerde olan herşey Allah'ı tesbih eder, sınırsız gücünü yüceltir" İradesiz varlıkların zikri "tesbih" tir. İrade verilen İnsan'ın tesbihi ise Allah'ı anmaktır (zikr), onun rızasına uygun hayat sürmektir.
Uzun lafın kısası bahar aylarının şereflisi Nisan ayına girerken hayatımıza çeki düzen verelim. Ölmeye yüz tutmuş iyi hasletlerimizi Nisan yağmurları ile sulayalım. Kötü yönlerimizi sele, yele verip unutalım. Eyvah demeden "Allah" diyelim. Tamam mı? Tamam. Vesselam...

Hiç yorum yok: