28 Nisan 2008 Pazartesi

eski

Yolcu; etrafındakilere çaktırmıyor ama kaportanın orta bölgesi (bel=şaft) alarm zilleri çalıyor. O yana dönüyor olmuyor, bu yana dönüyor olmuyor. Yatakta da, yürürken de, otururken de beldeki ağrı "ben burdayım" diye bağırıyor. Bir bebeğin büyüdüğünü anne babasının farkedememesi gibi, yıllardır yavaş yavaş artan bu ağrının derecesi farkedilemez oldu. Daha önce kaç birimdi, şimdi ne kadar oldu belli değil. Sonunun nereye varacağını da kestiremiyor. Basit bir apandisit ameliyatında bile vâ veylâ eden Yolcu, nasıl dayanacak bel ameliyatına? Ameliyat çare olacak mı? Başka çaresi var mı? Onu da bilmiyor. Halk arasında şehir efsanesi olarak yayılan şu adamlara gitmeyi de içine sindiremiyor. Gitse mi acaba? Körün değneği ya herkese şifa dağıtan o adam Yolcu'yu sakat bırakırsa? En iyisi bu ağrılarla arkadaş olmak. Gittiği yere kadar. Hz. Ömer bir adam tutmuş kendisine her gün ölümü hatırlatması için. Saçına aklar düşmeye başlayıca da "artık sana gerek kalmadı" diyerekten adamı bırakmış. Yolcunun saçına ak düşmedi henüz ama belindeki ağrı her an hatırlatıyor faniliğini. Bir deterjan firması "kirlenmek güzeldir" diye slogan üretmiş. Temizlikle kirlilik birbirinin tamamlayıcıları. Bir bütünün iki yarısı. Yolcu da "eskimek güzeldir" dese herkes gülecek. Hayat tektir. Dünya ve Ukba diye iki tarafı var. Biz şimdi bu tarafındayız. Eskidiğimizde öbür tarafa geçeceğiz. O tarafımızın güzel tarafı hiç eskimemesi. Buradaki kredi bitince orada devam edecek hayat. Yolcu tüm bunları düşünmesine düşünüyor ama ortamdan mıdır nedir arada bir frekanslar karışıyor, sinyal zayıflıyor. Baz istasyonunda veya alıcıda problem olabilir. Çok okumak lazım çoook. Hem de sindire sindire. Hem "tecvid" üzere, hem de "tertil" üzere. Vesselam...

Hiç yorum yok: