30 Mayıs 2008 Cuma

bas

Basra'nın çook yukarılarında bir ülke varmış. Basri diye bir adam yönetiyormuş orayı, gel gör ki basireti bağlanmış basbakanın. Bas bas bağırmaktan bağırsakları düğümlenmiş de kimse onu dinlemiyormuş. Basamak basamak çıkmış oraya ama bastığı yere dikkat etmemeye başlamış son zamanlarda. Basit basit hataları kırkı geçmiş. Basma fistan giyen basbayan ise onun işlerini zorlaşıtırıyormuş habire. Dede efendi unutulmuş çoktan radyolarda, televizyonlarda "bas bas paraları leylaya" çığırtkanları türemiş. Baştan basının önemini hafife almış, sonra ise her "basın" dediğinde adamları onu yanlış anlıyormuş. Gece yarılarında yaşlı adamların evine baskın düzenliyormuş, gene zor durumda basılan O oluyormuş. Basenleri gelişmiş baykuşlar bunu fırsat bilip bastırdıkça bastırıyormuş. Basilikalarda öğrendiklerini uygulamada mahir olanlar cirit atarken bizim Basri bed bed bakıyormuş. "Tüh be" diyormuş içinden "nerden de düştüm bu kumpasa, keşke basket oynayarak geçimimi sağlasaydım, hazır boyum birseksenin üstündeyken ne güzel basardım smacı!"
"Basmakalıp değil herşey, ey Basricik basiretini topla. Yeni basamaklar bul. Biraz dinle, biraz dinlen, bağırıp durma öyle. Ne o öyle, her canın sıkıldığında "çirkin" kelimesini kullanıyorsun. Çirkin olan ne? Sana öyle görünüyor belki de. Gözüne fazla güvenme Basri. Biraz da kulaklarını kullan, duy ve dinle. Unutma biz göz medeniyetinden ziyade söz medeniyetinin evlatlarıyız. Sözlerine dikkat et." Diye öğütler alıyormuş rüyasında, ne var ki hava çok baskın olduğu için uyanıvermiş birden. Bastığı yere dikkat ederek tavanı basık banyoya girmiş....
Baskıya yetişeceği için hikayeyi burada bitirelim. İsterseniz siz kaldığı yerden devam edebilirsiniz. Bastır angaragücü, kim tutar seni...

Hiç yorum yok: