2 Temmuz 2008 Çarşamba

bay

Dün sabah erken saatte yola çıktım. Araçtan indiğimde bastığım toprak Ankara toprağı idi. Ankara'nın Sincan ilçesinde bir cadde. Sincan denince hemen akla başka çağrışımlar gelir ama benim onu düşünecek durumum yoktu. (meraklısına: tank izine rastlamadım) Zira 3,5-4 saatte geldiğimiz Ankara'da bir iki saatte işlerimizi halledip Düzce'ye doğru yol almamız gerekiyordu. Temmuz'un bu ilk gününde bizim hayatımız olanca hızıyla devam ederken meğer başka yerlerde bizi sollayıp geçen hızda gelişmeler oluyormuş. Fatih aradığında saat 10 cıvarı idi. "Baba Ankara karıştı, dikkat et seni de içeri almasınlar" diye espiri yaptı. Ooo, gerçekten de Ankara'da neler olmuş neler de bizim ruhumuz bile duymamış. Eski Birinci Ordu komutanından tutun da, halen ADD genel başkanı E. Generale varıncaya kadar birkaç düzine insan gözaltına alınmış. Gazeteciler, ATO başkanı şovmen Sinan da bu kervana katılmış. Ne diyelim sıcağı sıcağına el yakan bir durumla karşı karşıyayız. "Kapışma" nitelemesi hafif kalıyor bu durum için. Savaş desek olmaz çünkü henüz silah sesi duymadık. (Allah korusun) Menfaati için yorgan yakan güruh ne yapsa yeridir. Allah şerlerinden bizleri korusun. Kimin haklı kimin haksız olduğunu bilecek kadar malûmâta sahip değiliz ki yorum yapalım. Ama daha düne kadar yargı fetişizmi yapanlar, birden hedef tahtasına yargıyı yerleştirdiler. Ellerinden gelse savcıyı ve mahkemeyi boğacaklar. Beyler, hani yargı bağımsızdı? Hani yargıçların her dediği "ayet(?)" gibi kabul edilmeliydi? Ne oldu, niye saldırıyorsunuz? Medya araçlarında sırayla resmi geçit yaparak kafaları bulandırma gayretleriniz niye? Bu ülkede herkes eşit ama siz daha mı eşitsiniz? Açıkça söyleyin, birilerine suç işleme özgürlüğü verilmesi midir isteğiniz? Haklısınız, tuz koktu bu ülkede "Adalet" sistemi çöktü. İnsanlar daha "insanca" yollarla sorgulanabilir, bilgilerine başvurulabilir, delil toplanabilir ama bu ilk değil ki! Bir milletvekilinin evi gece yarısı basılırken neredeydiniz?
Amaaan! Bazen karamsarlık had safaya geliyor. Güzel ülkem ne hallere düştü. Bakıyorsun ekranlara, aynı bıkkınlık diğer tarafta da var. Herkes tedirgin. Neyi paylaşamıyoruz Allah aşkına? Maksat "insanın mutlu olması" değil midir? O zaman bana mutluyum diyen birini gösterin. Mutluluktan zil takıp oynayanlar perde gerisinde, gölgelerini bile gizlemeye başladılar. Kimin eli kimin neresinde belli değil. Partiyi kapatmaya çalışanlar kim, bu operasyonları kim yaptırıyor, bunların bağlantısı var mı, onların da üstünde bir kukla oynatıcısı varsa dünyanın hangi bölgesinden? Alman mı, Amerikalı mı, İsrailli mi, İranlı mı, Arap mı, Rus mu? Kim, kim kim? Ben sıradan bir Türk olarak, Türkiye vatandaşı olarak ne yaparsam "Türk" gibi davranmış olurum? Deniz Baykal gibi bir karabasanın ülkemin üzerinden kalkması için ne yaptıysak olmuyor. CHP'ye oy vermenin dışında her yol denendi. Yoksa göremediğimiz çare bu mu? "Daha neler?" demeyin, bu ülkede imkansız diye bir şey yok! "Başbakan Baykal" tamlamasına kulağımız alışır da kalbimiz nasıl alışacak. Allah'ım, bu imtihan bizim kapasitemizi zorluyor. Beterin beterinden bizleri sakla Ya Rabbî.
Son Düzce seferimizi yarına bırakalım. Zira Mahmut'a öyle kıyı köşe değil, baş köşe layık. Mahmut'a selam, yola devam. Yola ayaklarını sağlam basanlara selam olsun. Vesselam...

Hiç yorum yok: