2 Eylül 2008 Salı

sus

- Meğer ben şu son zamanda "Beartlby Sendromu"na yakalanır gibi olmuşum da haberim yokmuş.
- Neymiş bu sendrom hocam?
- Yazmama, yazmaktan vazgeçme veya yazmaya karşı soğukluk belirmesi
- Vah vah, geçmiş olsun size nasıl yardımcı olabilirim? Biliyorsunuz siz bizim için değerlisiniz(!), Allah sizi başımızdan eksik etmesin, siz yazmazsanız nice olur halimiz? inanın düşünmek bile istemiyorum. Bu dünyada rehberimiz sizsiniz, vs, vs...
- Sus, sahtekar talebe! İşine gelince tanımazsın, işine gelince yağ çekersin. Senin gibilerini çok gördüm. Menfaatinize göre davranırsınız siz. Biraz mert olun canımı vereyim. Beni böyle yalnızlıklara iten sanki siz değilmişiniz gibi bir de çıkmış karşıma yağ çekiyorsunuz. Ben kendimi biliyorum, abartmana gerek yok. Sıradan zavallı bir yolcuyum. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer. Sanki bu yolu önceden geçmişim gibi bana "tecrübeli" muamelesi yapmayın. Ben de acemiyim kardeşim! Hatalarım çok, yanılgılarım oluyor. Düşe kalka devam edip gideceğiz. Allah, yolunu kaybedenlerden eylemesin yeter ki. İşte geldik gidiyoruz. İnsanı üzmenin ne gereği var.
- Hocam, hocam kendine gel. İçin dışın dolmuş birden patladın. Başta ne diyordun sonda neler deyiverdin? Oruç başına vurmuş.
- Yok koçum ben ne dediğimin farkındayım. Açtırma kutuyu söyletme kötüyü. Ben konuşursam başbakan gibi öyle bir hafta falan beklemem. Şantaj falan da yapmam. Benim konuşmam susmaktır. Suskunluğum adamı boğar ona göre. Aklınız varsa susturmayın beni. Susarsam bir daha durduramazsınız konuşmamı. Benden söylemesi...
Vesselam.

Hiç yorum yok: