8 Ekim 2008 Çarşamba

tükü/üfü/RÜK

Allah'ın Velî kulları kendilerini halk arasında ön plana çıkarmak istemezler. Keramet için özel bir çaba göstermezler, hatta keramet izhar etmeyi ayıplı sayarlar. Bazıları ise daha da ileri giderek durumu belli olmasın diye bazen Kur'anı tecvid üzere okumazmış.
Bir camide imamlık yapan ama aslında evliyalık mertebesine erişmiş bir zat varmış. Kendisini ön plana çıkarmadığı için de etrafında fazlaca kimse toplanmamış. Bir müezzin biliyormuş başkada bilen yokmuş bu hali. Sadece iki kişilik bir tekke. Tesbihler, zikirler, ibadetler. Müezzin aldığı tadın diğer inananlar tarafından da alınmasını arzu ettiği için bir gün "Efendim, ne olurdu şu camii dolsa taşsaydı, herkes sizin feyzinizden nasiplenseydi. Bu insanlar ne kadar nasipsiz, yanlarındaki cevherin farkında değil, sizin kıymetiniz bilinmiyor" şeklinde yakınmalarda bulunmuş. Hoca Efendi istemeye istemeye "öyle mi evladım, halkanın büyümesini mi istiyorsun?" demiş, ısrara dayanamadığı bir gün sokakta çocukların bağırıp çağırdığını görmüş. Nizanın nedeni bir kuşmuş. Bu kuşu ben tuttum, sen tuttun diye çekiştiriyorlarmış. Derken kuşun kafasını gövdesinden ayırıvermişler. Bu sefer ağlaşmaya başlamışlar. Tüm bu olanlara şahitlik eden efendi "verin bakalım şu kafayı ve gövdeyi" demiş. Allah'ın izni ile tükürüğü ile yapıştırıp kuşu gökyüzüne salıvermiş, canlanan kuşçuk da uçup gitmiş. Bunu gören herkes, her yerde bire bin katarak anlatmış, efendinin ünü hızla yayılmış, cami dolmuş taşmış. Gelenler, kalanlar hizmet ister. Bizim müezzin tek başına koşuşturup durmuş günlerce. Artık eskisi gibi hocası ile feyizli zikirler çekemez, başbaşa kalamaz olmuş. İnsanlarla uğraşmaktan bitab düşmüş. Bir gün nasılsa efendi ile başbaşa kaldığında dert yanmış "eskiden ne güzel başbaşa sohbetler eder, zikirler çekerdik efendim" demiş. Hazret müridin haline acıyıp "tamam evladım" demiş. Kasaptan bir koyun bağırsağı getirtmiş, üfleyerek şişirtip koltuğunun altına almış. Cuma günü camiye girer girmez kolunu şöyle bir bastırmış. Sesle birlikte pis bir koku çıkmış. Cemaat şaşkın. "Hoca abdestini bozdu" diye düşünmüşler ama hoca istifini bozmadan sünneti kılmaya başlamış bile. İnsanların içine şüphe çöreklenmiş bile. "Şimdi bu ihiyar hoca çıkıp hutbe okuyacak, cuma kıldıracak, benim de namazın fesat olacak" diye düşünen birçok softa camiyi terketmeye başlamış bile. Gerçekten de hoca hutbeye çıkmaya başlamış, çıkarken de yine bir bastırmış bağırsağa, inerken bir bastırmış, mihrapta bir kez daha derken her seferinde ayrılan ayrılana camiden. Sonlara doğru müezzin ve hocadan başka kimsecik kalmamış. Müezzin hayret makamında, küçük dilini yutmak üzere. "Daha düne kadar hocaya saygıda kusur etmeyen bu insanlar ne çabuk terketti?"
Efendi müezzine dönüp "Yaa evladım" demiş. "tükürükle gelenler, üfürükle gittiler, bunda hayret edilecek ne var?" Önemli olan "Hakk" olana tam teslimiyettir. Derenin maksadı ırmağa, ırmağın amacı ise denize kavuşmaktır. Maksadını unutur da kenarlara saparsa belki orada çayır çimen biter, yeşillikler oluşur ama amaç "yeşillik" değil ki...
Vesselam..

Hiç yorum yok: