6 Ocak 2009 Salı

kazan

Koskoca bir kazan düşünün. Büyüklüğü şehir meydanını kaplayan bir kazan. İçindeki su kaynamakta ve kapağı açılmış. Soğuk, buz gibi bir havada çıkaracağı buharı hayal edin. İşte pazar günü Çağlayan meydanını dolduran güzel insanlar slogan atarken gökyüzüne öyle bir buhar yükseliyordu. Bunu bizzat gözlerimle gördüm. Bir kişinin soğuk havada konuşurken ağzından çıkan buhar, sigara içiyormuş gibi görünür, ya bin kişinin, ya onbin kişinin, ya yüzbin kişinin ya bir de birmilyon kişininki nasıl olur düşünebiliyor musunuz? Üstelik insanlar hançerelerini yırtarcasına haykırıyordu. "Kahrolsun İsrail, Kahrolsun İsrail, Kahrolsun İsrail..." Birkaç iyi adam" denir ya? Tarihler 4 Ocak 2009'u gösterirken o birkaç iyi adamdan birçoğu orada toplanmışlardı. Gökyüzünün soğuk soğuk ağlamasına aldırmadan, kopup gelmişlerdi evlerinden barklarından. Görüneniyle, görünmeyeniyle kadınlar, kızlar, delikanlılar, sakallı piri faniler, ihtiyar nineler, çocuklar, özellikle de gençler oradaydı. Anons edildi, genç fenerbahçeliler de oradaydı, çarşı grubu da, ultra aslanlar da... Selam olsun hepsine. Hani karıncanın kıssası vardır ya, İbrahim Halilullah ateşe atılırken ağzında bir damla su ile ateşi söndürmeye giden karıncanın hikayesi? Bunu masal zannedenler okuyup geçtiler. "Amaan bana ne" dediler. "Meydana çıksam ne olacak? Gazzedeki savaşı mı bitireceğim?" dediler. "Zaten hava da soğuk" dediler. Ama kıssadan hisse alanlar yola çıktılar. Binlerce, onbinlerce oldular. Ateşi söndürme işini ateşin sahibine havale edip kendilerinin hangi safta olduğunu belli etmek için oraya toplandılar. Ne iyi ettiler. Televizyonlar yayınlarını kesip Çağlayan'a bağlandı. Arap kanalları ekranı ikiye bölüp bir tarafına Gazze'yi, bir tarafa Çağlayan'ı yerleştirdiler. Gazze'de şehadet mertebesine erenlere selam gitti İstanbul'dan. Sanki trafik devam ediyormuş gibi bir kırmızıya bir yeşile dönen lambalar şahit oldu buna. Yapımı devam eden " Dünya'nın En Büyük Adliye Sarayı(!)" inşaatı şahit oldu. Ağaçlar, yollar, gökyüzündeki gri bulutlar, binalar, binaların üzerindeki keskin nişancılar şahit oldu. Tarih şahit oldu, akıp giden zaman şahit oldu. Bir yanda şehit olurken Yasir'ler, Ahmet'ler, Muhammed'ler, Meryem'ler, Zeynep'ler; öbür yanda İstanbul'un dumanının tepesinden çıktığına cümle alem şahit oldu. İçindeki yanardağ ses verdi İstanbul'un. Ağladılar, haykırdılar, dua ettiler ve sonunda sel olup aktılar sessiz şehrin damarlarına.



Ey İnsanlar uyanın!

İnsanlık can çekişiyor. Adem aleyhisselam'ın kemikleri sızlıyor. Hz Nuh emeklerine acıyor. Hz İbrahim ağlıyor, Hz Musa'nın dili tutuldu, Hz İsa'nın elleri ayakları yeniden kanamaya başladı, Kainatın Efendisi Hz Muhammed'in huzuru kaçtı!

Bir "insan" bunu nasıl yapar? Yoksa başka bir mahluk mu bunlar?

Bu nasıl vahşettir? akan kanı donduruyor.

Affet bizi Allah'ım. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri de cezalandırma Allah'ım. Biz nefsimize zulmettik, zalimlerden olduk, bizleri bağışla Allah'ım. (Amin)

Hiç yorum yok: