24 Mart 2009 Salı

heybe

Biz, onun bir "ur" gibi bünyemizde yaşamasına ses çıkarmıyoruz ama o bizi "bidon kafalı" diye aşağılamaktan geri durmuyor. Buna da sabır dedik, cahildir dedik, duymazlıktan geldik, unutur gibi olduk ama kış kışlığını yapmaya devam ediyor. Bugün de çıkmış "torba" lafını ağzına doluyor. Neymiş, beyimiz hırsızları torbalarından tanırmış(!) Onlara sakın ha oy vermemeliymişiz(!) Aynıyla karşılık vermek bizim meşrebimize sığmaz. O zaman bu vesile ile şu torba konusundan devam edelim:

Efendim, bizim büyüklerimizden aldığımız nasihat şöyledir: "Evladım omuzunuzda heybe ile dolaşın; bir gözü arkanızda, bir gözü önünüzde olan bir heybe. Yaptığınız hayırlı işleri, iyilikleri, ihsanları, sadakaları arka taraftaki gözde biriktirin ama orada takılıp kalmayın, hemen unutun. Bir gün gelecek o güzellikler size lazım olacaktır. Günahlarınızı, yanlışlarınızı ve kırdığınız kalplere ait bilgileri de ön tarafta tutun, hep göz önünde bulunsun. Tövbe, pişmanlık istiğfar için vesile olsunlar. Kırdığınız kalpleri onarmayı unutmayın, kul hakkına riayet edin" buyurur büyüklerimiz. Biz bunu düstur edinmişiz. Yapılan iyilikler söz konusu edilmez, övünç vesilesi olarak kullanılmaz hele hele başa kakmada kullanılmaz. Onları öyle bir "torba"ya atmışız ki bu dünyada oradan çıkarmak kerih görülür, ayıp sayılır.

Mesela hiç tanımadığınız birisi yolda karşınıza çıkar, aracının farlarını açık unuttuğu için akünün bittiğini, yardım etmenizi rica eder. Siz bunu bir vesile sayıp görevinizi yapar, arka göze atıp yolunuza devam edersiniz. Veya yürümekte zorluk çeken yaşlı çift işareti çakar çakmaz camı açıp buyur edersiniz. "Kimsiniz" yerine "nereye" diye sorarsınız. Berber dükkanından dönüşlerini de organize ettikten sonra derin bir "ohh" çekip yine o göze atıp işinize gücünüze bakarsınız.

Vesselam...

(Estağfirullâh el Azîm)

Hiç yorum yok: