19 Mart 2009 Perşembe

kar

Meğer ne kadar özlemişim kar yağışı seyretmeyi. Pencereden bir baktım, "lapa lapa" ya yakın yağıyor. Teker teker düşüyorlar yeryüzüne. Amma ve lakin düşecek toprak bulmak ne mümkün bu koca şehirde. Her karışına insan eli değmiş, değiştirilmiş yeryüzü. Zavallı kar taneleri ateşe düşen pervane gibi değer değmez arzımıza cazz diye eriyiveriyorlar. Bir araya gelmek için randevulaştıkları yeryüzünde beklenmedik bir durumla karşılaşıyorlar. Onlara yataklık yapacak toprak ısınmış da ısınmış, sıfırı tüketmiş. Sıfırlı rakamlara gelmek ne mümkün? Biz de kar manzaralarını ancak televizyonlarda görmek zorunda kalıyoruz. Kış geldi geçiyor da şöyle her tarafın karla kaplandığı bir sabahla uyanmadık. Sokakta ayağımız kayacak diye tedirgin adımlarla yürümek zorunda kalmadık. Bahçe duvarının üstünde birikmik karı avucumuza almakdık, ondaki saf soğukluğun parmak uçlarımızdan kalbimize, ciğerlerimize kadar nüfuz etmesini hissedemedik.
Çocukluğumun kışlarının ayrılmaz bir parçası olan "kar"a bu kadar methiyeler dizeceğimi hiç tahmin etmezdim. Kar ve soğuk bizim için mahrumiyet demekti, esaret demekti. "Soğuğa sormuşlar: Nerelisin? O da demiş ki aslen Erzurum'luyum, Sıvast'a ikamet ederim ama soran olursa Yozgat'tayım" benzeri sözler duyardık büyüklerimizden. Hayatın durduğu kışlardan hiç kar tutmayan kışlara geçiş insanda böyle duygular uyandırıyor. Şimdi işim olmasa, hiç erinmesem sabaha kadar kar üzerine anılar anlatırım sizlere. Gel gör ki herşey hızla ilerliyor, korkarım ki şimdiyi anlatacak vaktimiz kalmayacak. Üstelik dışarda kar da durdu, bendeki heves de bitti. Ömür desen ne kadar kaldı onu bilmiyoruz. Vesselam...

Hiç yorum yok: