11 Mayıs 2009 Pazartesi

63+1

Demek ki hayat böyle birşey. Bazen adeta bir yönünüz donup kalıyor. En son yazıyı yayınlamamın üstünden bir aydan fazla zaman geçmiş ve ben koskoca 40 gün boyunca yazma adına kılımı bile kıpırdatmamışım. Gerçi henüz yayınlanmayı bekleyen 3-4 adet taslak var da onları bile tamamlamayı başaramamışım bu sürede. Klavyenin başında bir ileri iki geri yaparak bitirmeye çalıştığım bu yazıdan önce "63" başlıklı yazı var. Gelecekte araya o taslaklar girecek inşaallah. "Ne oldu, tatile mi çıktın, yoksa tam tersi işlerin yoğunluğundan mı fırsat bulamadın?" diye sorarsanız cevabım "hiçbiri" olacaktır. Her zamanki gibi dünya telaşı devam ediyor. Not etmem gereken şeyler de oluyor ama ben yazmaya eriniyorum. Olup bitenler susarak anlatılacak türden değil ki beyaz bir sayfa ile huzurunuza çıkayım. Belki de eskisi gibi önemsemiyorum mu acaba? Vurdumduymaz bir tavra mı büründüm yoksa? Bu mümkün mü?

O zaman ne oldu? Nedir bu bendeki bakar görmez hâl? Zaman ırmağının bu kolunda hızla ilerlerken belki de farkedemiyorum olup biteni. Bu vadiden çıktıktan sonra farkedip yazacağım belki de. Kendimi zorlaya zorlaya yazarak hem size hem kendime işkence çektirmektense en iyisi bitireyim. Beynimden çıkan kıvılcımların parmak uçlarıma doğru hücum edeceği günlerde buluşuncaya kadar şimdilik hoş ve hoşçakalın. Benim sevgili meçhul okuyucularım veya okumayıcılarım.

Not: Hemen öyle karamsarlığa kapılıp kendinizi paralamayın. Veda ettikse öyle uzuuuun süre geçmeyecek. "Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın" Yoksa ben sizsiz ne yaparım. Hüngür hüngür ağlarım, karaları bağlarım, ciğerimi dağlarım. Bilmem anlatabildim mi? Tamam tamam, saçmalamanın da bir anlatma yöntemi olduğunu söyleyerek bu sefer harbiden veda ediyorum.

Vesselam....

Hiç yorum yok: