20 Mayıs 2009 Çarşamba

evlat

- Hocam, yoldaki işaretleri okumak için gözlüğünüzü her zaman yanınızda bulundurmanız lazımdı.
- Evladım iyi diyorsun da ben yakın gözlüğü kullanıyorum. Onu taksam şekiller daha da silikleşir. Yakına gitsek bu sefer de resmin tamamını göremeyiz. Bunun başka bir yolu olmalı.
- Şu dürbüne ne dersiniz?
- Ah benim teknoloji tutsağı yavrum ah. Çantanı lüzumsuz şeylerle doldurmuşsun. Yol ahlakında durup eğlenmek, etrafı seyretmek var mı? Hem giderim hem bakarın diyorsan dene bakalım. Hanya ne taraf Konya ne taraf kısa sürede anlarsın.
- Hocam huyunuz hiç değişmemiş, üstelik yaşınız ilerledikçe daha da çekilmez bir hal alacağınızı düşünüyorum ve korkuyorum.
- Bak seeen! Senin de dilin uzadıkça uzamış görmeyeli. Sen onu bunu bırak da nerelerdeydin, ne yaptın, nelere şahit oldun anlat bakalım. Tam 381 gündür firardasın.
- Ama hocam siz "bu yaz hareketli geçecek" dediniz, ben bunu bir mesaj olarak algılayıp ayak bağı olmamak için ayrılır gibi oldum sizden. Ama bir gölge gibi takip ettim. Haziranda Fatih'in nişanını yaptınız yanılmıyorsam. Haa, ondan önce geçen sene tam bu vakitlerde bir daire aldınız oğlunuza. O psikopat adamla pazarlık ve tapu devir işlemlerinizde hep yanınızdaydım. Hani ne olur ne olmaz size bir zararı dokunur diye hep kolladım.
- Ne kadar zavallı bir "beyaz Türk" aile idi değil mi onlar? Anne ve iki oğluyla her karşılaşmamda halimize şükrettim. Birileri bu "eser"leri ile öğünsünler. Kocaman bir boşluğa düşmüşler ve debelenip duruyorlar. İşin ilginç yanı ne boşluktan, ne düşümelerinden ne de kendilerinden haberleri var bu zavallı Nişantaşı ailesinin. Neyse devam et.
- Sonra biricik kızınızın mütevazi nikah törenciğinde kalabalık yapmaya çalıştım ama olmadı. Sizin "garip"likle ilgili sözleriniz geldi aklıma, hüzünlendim. Allah'tan tebdili mekana çıkmamızla dağlıdı üzüntüm. Ankara'da bir eve uğradınız. Sizi hiç görmediğim kadar kedere saplanmış gördüm o yas evinde. Bir kadının kocası öldükten sonra ne hallere geleceğini Hatice'nin yüzünde gördün herhalde. Sonra bir gece Çorum yoluna koyuldunuz. Zifiri karanlıkta oğlunuzu avucunuzun içine alıp evirip çevirdiniz. Hatta bir ara zifiri karanlıkta aracın farlarını söndürüp gökkubbeyi incelediniz birlikte. Ona korkuyu yaşatmaya çalıştınız, birlikte ürperdiniz, birlikte güldünüz. Ben dikiz aynasında asılıydım o gece. İskilipli Atıf Hoca'nın memleketine gece kaçta vardığınızı şimdi hatırlamıyorum ama bayağı geç olmuştu. Düğün dernek pek bir eğlenceli geldi size görmedi zannetmeyin Hocam.
- Doğrudur. Acayip karışık duygular yaşadım laf aramızda. Bir an geldi sanki kızımın düğününde değil de çekim için gelmiş gibi hissettim kendimi. Bir ara halimize bakıp hüzünlendim, bazen güldüm, bazen hayret ettim. Hatta bir ara "Mahmut oğlum, biz kimiz, biz nerdeyiz, bunlar kim, ne yapıyorlar, burası neresi?" gibi saçma sorular sordum. O sırada saat geceyarısını çoktan geçmişti, birileri çalıyor, birileri oynuyor, birileri seyrediyor, birileri de durmadan havaya silah atıyordu. Allah'tan ki uğursuz bir kaza ağız tadımızı bozmadı o üç günde.
- Bir de "İskilip Dolması" denen yemek ilginizi çekmişti yanılmıyorsam. Sonra sılai rahim, sonra tekrar Ankara ve kürkçü dükkanı. Hep yanınızdaydım ama siz beni görmediniz o telaşede. Evin tadilatı bayağı yordu sizi geçen yaz. Ne de olsa bu sefer oğlan babası idiniz ve hesap kitap meselesine daldınız.
- Her sıkıştığım dönemde olduğu gibi bu sefer de imdadıma bir vesile yetişti. Bu seferki vesile taa uzaklardan gelmişti benim için: Adı David. Çok ilginçtir adeta makina gibi yetiştirilmiş bu duygusuz Amerikan insanında bir merhamet damarı belirdi.
- Zaten duyduğuma göre siz ayrıldıktan sonra da fazla durmamış o görevde. Ülkesine dönmüş bay deyvid. Bir aralık bulup Aralık ayında düğün yaptınız. Bana göre güzel oldu. Ama sizin bir ara yüzünüz iyice düştü. Misafirlerle ilgili sorunlar yaşadınız herhalde diye düşünüyorum. Ama hocam sizin şu huyunuza bayılıyorum: Her ne olursa olsun sizi etkileyen bir olayın tesirinden kısa sürede sıyrılıp çıkmayı iyi beceriyorsunuz. Sanki hiç bir şey olmamış gibi yola devam ediyorsunuz.
- Yolcu yolunda gerek evlat. Dikiz aynasına asılmışın ama onunla ilgili meseli duymamışsın: "Dikiz aynasına bakarak araba kullanılmaz"
- Hocam araba olsun da ben dikiz aynasına bakarak da kullanmaya razıyım. Baksana ekonomik kriz dünyayı kasıp kavuruyor. Herkes elinde avucunda ne varsa satıp savıyor. Karnını doyuramayan insanlar, işsiz kalanlar, intihar edenler... Ne olacak bunun sonu kimse bilmiyor. Bir ara dünya turuna çıktım da her ülke etkileniyor bu krizden. İnsanlık toptan bir batış sürecine girdi mi acaba?
- Gene boyundan büyük konulara giriyorsun Evlat. "Benim oğlum binâ okur, döner döner yine okur." Yahu geçen karşılaşmamızda söylediklerimi ne çabuk unuttun? Sen önüne bak. Yol, yürümek içindir. Etraftan sana ne? Birileri batacak ki birileri çıksın. Ölüm olmasaydı hayat da olmazdı. Vesselam...

Hiç yorum yok: