13 Mayıs 2009 Çarşamba

sus

"Ve sonunda bu da oldu. Cepten yazı dönemi başladı sayın seyirciler. Bu yazıyı telefonun tuşları vasıtası ile kaleme alıyorum. " Bu üç cümle şu kısacık ömrümüzde karşılaştığımız yüzlerce, binlerce yenilikten sadece bir tanesi. Bırakınız çocukluk-gençlik yıllarını daha geçen senelerde bile hayal edemeyeceğimiz değişimler yaşıyoruz. Bunun sonu nereye varacak düşünemiyorum. Ama hissedebildiğimi size söyleyim: gidişat iyi değil. Bu hız bizim herşeyimizi bozacak gibi geliyor bana. Lime lime zerrelerimize ayrılacağımızdan korkuyorum. Varlık ağacının zirvesine yerleşen "insan"ın bu son numarası Gayretullah'a dokunacak diye korkuyorum. Gerçi tam tersini de düşünebiliriz pekala. Yüce Hâlık'ın halk ettiği bu müstesna "eser"in kapasite sınırlarının nerelere kadar gidebildiğini müşahede ediyoruz hayatımızda. Önceki kuşakların tüm ömründe birkaç kez şahit olduklarına biz her gün şahit oluyoruz. Oluyoruz olmasına da elimize ne geçiyor? Hayatımıza giren bu davetsiz misafirler huzur namına bize ne getiriyor. Cep telefonu olmasaydı, televizyon, araba, uzay mekiği, gökdelenler olmasaydı neyimiz eksik kalırdı acaba? Mutluluk katsayımız, huzur reatingimiz kaç birim arttı dersiniz? Acizane bendeniz konuya şüpheyle yaklaşanlardanım. Varsın buradan Ankara'ya gidilmesyedi, gidilecekse bile bilmem kaç günde gidilseydi de yol için ağaçlar kesilmeseydi, araçların camları milyonlarca canlının ölüm tarlası olmasaydı. Kanser hastalarını yaşatmak için icat edilen o işkence terapileri icat edilmeseydi de varsın insanlar uzattıklarını zannettikleri gününden önce ölseydi.....
Yukardan bakınca sahildeki bir kum tanesinden daha küçük cüssemin içindeki küçücük beynimle ancak bu kadar düşünüyorum. Üstelik cahil cesaretimle bir de bunları yazmaya cesaret ediyorum. Vah ki ne vah. Bir hadsizliği eleştirirken başka bir hadsizliğin içine dalıyorum. En iyisi susarak anlatmak ama onu da biz başaramıyoruz.

Susarak anlattın bütün gizliyi
Sakladım duygumu ben konuşarak
..............
En iyi anlatış artık susmaktır
Anladım bunu ben seni bilince
...............
Gel denize yaslan yalnız denize
Sırrını denizler taşır insanın
................
Aşka ve tabiata ulaştır bizi
Gel kurtar bu şehrin gürültüsünden
................
Terk etme nolursun bir eşya gibi
Ölümsüz bir hasret yaşarken bende
................
Vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar
İçimin ormanı bir yangın yeri
................
Paramparçayım gel sen onar beni
Topla aynalardan eski gölgemi
................
Göçebe ömrümü bağla zamana
Dağılsın içimin karıncaları
(A.İnan)

Hiç yorum yok: