12 Haziran 2009 Cuma

hocam

Size, satılık ev aramak için Küçükyalı sokaklarını arşınladığım 1993 senesinde rastladım da o zaman ne siz beni tanıyordunuz ne de ben sizi. Yanılmıyorsam bir öğle namazı için bulunduğunuz camiye girdim. Ezan öncesi ön tarafta 10-15 kişilik bir grup Kur'an okuyordu. Daha doğrusu bir kişi okuyor diğerleri onu takip ediyor, bitirince de sıradaki başlıyor, takip devam ediyordu. Halkanın başındaki ak sakallı zât arada bir yanlış okumaları düzeltiyor, doğrusunu izah ediyordu. İşte o ak sakallının siz olduğunuzu yıllar sonra anladım. O ortam beni çok etkiledi ve "alacağım evi bu çevreden bulacağım" kararını verdim. Mevlâ nasip etti komşunuz oldum hocam. Dizinizin dibine oturup çocukluğumda öğrendiğim tecvid kurallarını birlikte tekrar ettik yaşlı amcalarla. Arada bir genç arkadaşlar da katıldı aramıza ama genelde benden bir kuşak öncesi insanlarla sabah namazından kuşluk vaktine kadar geçirdiğimiz o bereketli anları hiç unutmyacağım. Dönem dönem tembelliklerim bu bereketten kesintisiz nasiplenmemi engelledi. Dünyanın hay huyuna kapılıp dolduramadım kabımı hayıflanmam onadır. Keşke desem ne çare? Her seferinde bir bahane. Dizinizdeki ağrılara rağmen devam ettirdiğiniz o güzel geleneğin akamete uğraması biz talebelerinizi çok üzer bunu bilesiniz hocam. Bugün yine bir vesile oldu sizi andım iş yerinde. "Bizim mahallenin manevi önderi" diye bahsettim dostlarıma haddim olmayarak. Sizin o güler yüzünüz, tatlı üslubunuz, otoriter öğretmenliğiniz, manevi ağırlığınız bizler için ekmek kadar, su kadar zaruri ihtiyaçtır bunu bilesiniz. Bir sabah kuşluk namazları kılındıktan sonra cami kapısında duamızı da yapıp evlere dağılmaya başladığımız o saatte, tabiatın ve kuşların uyandığı, insanların hâlâ uyuduğu o pazar sabahında avluda ikimiz kaldığımızda tam şadırvanın yanında göz pınarlarımın birden sebepsiz çağladığı o ân neydi hocam?
Bahçeli evinizin bulunduğu arsaya apartman dikildikten sonra büyük değişiklik hissettim sizde. Üzüntünüzü dışa vurmadınız ama karakalemle yazdığınız o senaryomsu metinden anladım duygularınızı. Toprakla, suyla, bahçeyle ilgili hayaller kurmaya başladınız. Birlikte köye yerleşmeyi teklif ettiniz, gidip bir daha dönmemeyi düşündünüz. Ben ne zaman "yalan dünya" desem hemen itiraz ettiniz "dünya yalan olur mu, bak işte herşey gerçek" dediniz. Dünyanın gerçeklerinden biri de herşeyin bir sınırının olması be hocam. Bizler de her gün, her nefeste o sınıra doğru yol alan yolcularız değil mi? Görünüşe göre siz bizden fersah fersah ilerdesiniz bu yolda. Sınırı öteye geçtiğinizde bu yürek nasıl dayanacak? onu düşünmek bile istemiyorum vesselam...

Hiç yorum yok: