22 Eylül 2009 Salı

baba/m/ız

İşte bu adam benim babam. Şu hayattaki sessiz ve sadık arkadaşım. Yola çıktığımdan bu güne kadar bir an olsun beni yalnız bırakmayan, her vakitten sonra okuduğu dualarına beni de katan vefakar adam bu işte! Fazla konuşmadan da yolda arkadaşlık yapılabileceğini ispatladık ikimiz. Ben onun içindekileri hissettim, o benim düşündüklerim bildi. Sıkıntılı günlerimizde bağırdı çağırdı ama bizi muhanete muhtaç etmemek için elinden geleni yaptı. İstanbul'a geldi ot biçti, Arabistan'a gitti inşaatta çalıştı. Dürüstlükten hiç ayrılmadı, insanların hakkını yemedi. Ama insanlar her fırsatta onun hakkını gaspetti. Bir seferinde işinde çalıştığı patronu sıkıştı diye ona borç verdi. Sonra adam inkar etti, "aldım, verdim" dedi. "Defterde böyle yazıyor" dedi. Babamdan almış, alacaklısına vermişti, deftere de öyle yazmıştı halbuki. Babam "canın sağ olsun" dedi. "Öbür dünya'da alırım senden" dedi. Kaç günlük alın terini bir çırpıda o adamda bıraktı. Saflığından ve kimsesizliğinden faydalandı insanlar. Birçok kimsede hakkı kaldı, hepsini unuttu babam. Sadece arada bir hatırlattığımda gözleri dolu dolu en ince ayrıntısına kadar hatırlayıp anlatıyor yaşadıklarını. Yıllar süren yalnızlığından sonra ben can simidi oldum ona. Tarlada o tırpan biçti ben deste ettim, o yığın yığdı, ben tırmık çektim, o sap verdi ben kağnıyı yükledim. O kağnının yanında ben önünde indik yokuşları. Harmanda beraberdik, düvende beraberdik. Tınazı savurmak için birlikte bekledik "boyraz"ı ve "gündoğuşu" nu. Çifte gittik, odun ettik, mantar topladık. Ben mal güttüm o çalışmaya gitti. Ben çocuktum, saftım, o benden de saftı.
Gün geldi okumaya gönderdi beni. Sabırla bekledi okuyup adam olmamı. Fedakarlıkta bulundu, anlamadığı zaman sustu. Bir yazıyı okumak onun en büyük hevesi oldu ama hiçbir yazıyı okuyamadı ömrünce. Askerde bile ona okuma yazma öğretmemişler. (adını yazacak kadar bile) Bir sürü anı biriktirdi ama müsait bir fırsat bulamadığı için anlatamadı insanlara. Soranlara seksen yaşındayım diyor, aslında kaç yaşında olduğu kesin olarak bilinmiyor. Sekiz köşe kasketli bir resmi vardı (üstelik sakalsız) ama şimdi nerdedir bilmiyorum.
Dün onu yolcu etmeden önce Çamlıca tepesine çıkardım. Hayranlığını, hayretini ve düşündüklerini anlatmam mümkün değil. Bir zamanlar bahçesindeki otları biçtiği evlerin yerinde yeller estiği gördü ama her yeri avcunun içi gibi tanıdı. Kaç senedir Çamlıca'ya çıktım yolun solunda bir türbe olduğunu ondan duydum. Unuttuğu tek şey "unutmak"tır herhalde. Herkesi ve herşeyi en ince detaylarına kadar hatırlıyor. Benim sonradan öğrendiğim (daha doğrusu bana öğretilenler) bir sürü ıvır zıvırı bilmiyor ama benden daha çok şey biliyor ve hatırlıyor.
Bu can bu bedende kaldığı müddetçe ona dua edeceğim. Ona layık bir evlat olmaya çalışacağım. Tüm babalara ve benim "garib" babama selam olsun. Bayramınız "bayram" olsun.
.......
Bu adam benim babam,
Derdi dağlardan büyük,
Çaresiz beli bükük.
Bir gün olsun gülmemiş,
Rahat nedir bilmemiş,
Gözyaşını silmemiş,
Bir lokma ekmek için,
Kimseye eğilmemiş.
Bu adam benim babam,
Ağlama arslan babam,
Dert etme naçar babam,
Kara gün geçer babam.
Bir kapıyı kapayan,
Bin defa açar babam,
Allah büyüktür babam.
......
(F.Kısaparmak)

Hiç yorum yok: