27 Eylül 2009 Pazar

hayal

Sevgili günlük,
Bugün yine bir hâl var bende. Panjurları kapattım, ışıkları söndürdüm. İçimdeki ıssız vadiden akan sıvı her neyse, onu dinleme vaktindeyim. Gözlerim açık ama en fazla ayaklarımı, ellerimi görmeye ayarlı. İkindi ezanını beklerken ellerimin içini inceler buldum kendimi. Dua zamanı değildi henüz ama ellerim halıya yakın vaziyette açıktı. Yere ha değdi, ha değecek. Kendi ellerimle yaptıklarımı hatırladım. Düşündüm uzun uzun. Bir taraftan yaşlı adamlar sıra ile Kuran okuyor, diğer taraftan musalladaki "meyyit" için salâ veriliyordu. Ellerimin içinde ne arıyorum ben? Çizgiler, boğumlar, şekiller derken rengi değişmeye başlıyor ellerimin. Ten renginin sarılığını kırmızı lekeler istila etmeye başlıyor. Bu duruma yabancı değilim. Ne zaman ellerime uzun süre baksam bu kırmızı lekeler belirir. Acaba bu bir hastalık belirtisi midir? Birden cansız tenimin toprakla ilk temasını hayal ettim. Bu eller yavaş yavaş çürüyecek. Bu güzelim eller. Her bir parmakta üç boğum. Ben böcek olsam işe parmak izinin bulunduğu üst taraftan başlarım. Ye ye bitmez. Sonra bir alttakini atlar üçüncüye geçerim. Baş parmağın görünümü tavuk budunu andırıyor. Eminim büyük böcekler kapar o bölgeyi. Çizgilerle ayrılan alanlar kavga etmelerini engeller. Kalan toprağa kalır. Ne de olsa doymayan bir karnı var onun...
Mahallemizde bakkallık yapan, cami cemaatinden bir abimizmiş musallada yatan. Bakıp da göremediklerimden biri daha ebediyete gidiyor işte. Hakkımı helal ettim, "iyi bilirdim" dedim. "Ve Celle Senâüke" ile birlikte Sübhâneke'yi okudum. Kalabalıktan tabutuna omuz veremedim ne yazık ki!
Sonra tekrar ıssız vadiye doğru yol aldım. Bu halin taa sabahtan başladığını hatırladım. Kötü rüyalardan irkilip kendimi balkona attığımı, içimdeki huzursuzluğu çıkarmak için ufka baktığımı, sonra sokaktaki kedilere, köpeklere dikkat kesildiğimi hatırladım:
Issız ve sessiz sokaklarda gezdirdim bakışlarımı, karşı apartmanlara baktım uzun uzun. Balkonlar, pencereler, çatılar, oluklar, ağaçlar, arabalar, çöp konteynerleri. Hepsi bekliyor insanların uyanmasını. Sonra karşı dubleksin balkonundan sarkıtılmış muşambadaki yazıyı okudum: "Gizem Emlaktan Satılık Dubleks" Güney cephe olsaydı düşünürdüm ama... İki alt dairenin pencerelerinde A4 kağıda yazılmış ve çoğaltılmış bir yazı: "Sahibinden Satılık Daire" Bu iyi işte. Hiç değilse ilham verdi bana. "Sahibinden Satılık Ömür" diye yazsam alıcı bulur muyum acaba? Aynen bu şekilde düşündüğümü hatırladım sabahın o saatinde. Hiç düşünmeden pırt diye yazıldı beynimdeki boş sayfaya: SAHİBİNDEN SATILIK ÖMÜR. TEL: +90 216 ... .. ..
Demek bu fikir beni bu hâle çevirdi bugün. Her geçen gün eriyen bu meta'ı kim alır ki? Hem, kendi ellerimle yaptıklarım ne olacak?

Bir uyku bölmezse anılarımı
,
Korkarım çıldırtır bu hayal beni... (M.A.İnan)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Sahibinden Satılık Ömür

musalla ile mezar arasında gidip gelmekteyim..
ne yana dönsem ölüm..
uyanmalıyım..
ey uyuyan dünyam..uyan..
uyandırmalıyım yorgun bedenimi..

kim beni musalla''ya getiren..?
kefene saran kim..?
nerede sokak aralarında gülüştüklerim..?
nerede sokak lambaları altında güreş tuttuklarım..?
son harçlığımı paylaştıklarım..?
nerede her bayram buruşuk,çatlamış ellerini öptüğüm anneciğim..?
nerede çocukluğum, gençliğim..?

her sabah uyanırdım yeni bir güne..
dünümde dumurluğumu,yorgunluğumu bırakırdım..
yeni güne umutlarımı taşırdım hep..
sanki hep yarını görecekmişim gibi..
sanki hiç ölmeyecekmişim gibi..

günü kurtarmaktı maharetim..
günü kurtarmaya çalışmaktı..
ve çoğu kez sermayeden yerdim..
günü zararla kapattığım da oluyordu..
bazende sağlam kalkıyordum masadan..

ve bir gün..
ya günümü kurtaracaktım yada ömrümü..

son kez voleyi vurup köşeme çekilecektim..
kazanacağımdan emindim..
rakibim her zamankinden güçsüzdü..
yada ben öyle zannediyordum..

saniyeler dakikaları..dakikalar saatleri doğuruyordu artık..
bitmiştim..bitirmişti beni..
ömründen borç verecek,günahlarımı alacak birilerini arıyordum..

hiç bir zaman boş olmayan çevrem ıssızdı..bomboştu..

beni yenen kimdi..
beni gerçeklerle yüzleştirmeye iten kimdi..
sordum kim olduğunu o''na..
söyledi..

Azrail..

Yol ve Yolcu dedi ki...

Meğer böyle düşünen bir şair de varmış ha? demek yalnız değilim.
Ne mutlu bana ki yalnız değilim.
Çok teşekkür ederim.
Muhabbetlerimle...