23 Eylül 2009 Çarşamba

kaşıkçı

Yuşa Aleyhisselam'ın makamının bulunduğu o güzel mekana eskiden daha sık giderdim. En son ne zaman ve ne vesile ile gittiğimi hatırlamıyorum. Dün, bayramın üçüncü gününde ikindi namazını bu mübarek makamda kılalım diye niyetlendik. İnsanların dünya hırsı ile o güzelim ormanları mahvettiği Beykoz sırtlarından geçerek yol aldık. Dağlar delik deşik edilmiş, tüneller, yollar yapılmış. Kale gibi surları olan siteler inşa edilmiş tepelere. Yeşil alanların can çekişme anlarına şahit oldum. Bu ne hırs? Esas hayal kırıklığını Beykoz çayırından yukarı doğru tırmanırken yaşadım. "Allah'tan buralar askeri alan, yağma buraya uğramaz" diye düşünüyordum eskiden. Uğramış maalesef. Yolu genişletmek için o güzelim ağaçlar yerle bir edilmiş. Yol boyunca genişçe bir koridor hoyratça tırpanlanmış. Yahu varsın o yol da dar kalsın. İlerisinde kocaman şehirler yok ki! Poyrazköy ve Anadolu Kavağı var bildiğim kadarıyla. Öyle üzüldüm ki sormayın gitsin. Belki de bizim bilmediğimiz planlar var. Belki de üçüncü köprü için ön kıyımlar bunlar. Olmaz olsun böyle uygarlık. Dört tekerli canavarlar geçecek diye kaç yüzyılda yetişen ormanlar yok ediliyor. Yuşa sapağına geldiğimizde araçlardan adım atacak yer kalmadığını gördüm ve saldırıya uğrayan kızılderili çaresizliği ile koşarak camiye sığındım. Cemaate yetişmenin sevinci üzüntülerimi maskeledi. Yolun girişinde tek kolu olmayan ihtiyar kaşıkçıyı düşündüm bir ara. Acaba hâlâ yaşıyor mudur? Çünkü gözüme ilişmedi o kalabalıkta.

Malum Hz. Yuşa'nın türbesi olduğuna inanılan o mekan up uzuuuuun! Girişle çıkış ayrı kapıdan yapılıyor. Çıkış için türbenin etrafını dolanmanız gerekiyor. Bu durum beni rahatsız ediyor, onun için dışardan dua ediyorum. Gelenek sosunun fazlaca karıştığı bir oldu-bitti ile karşı karşıyayız maalesef. Park alanı zaten pazar yeri gibi. Eskiden köy ürünleri vardı, şimdi Çin malları burayı da istila etmiş. Çin neree, Yuşa Tepesi nere?


Dönüş için acele ettim. Kalabalık ruhumu sıktı. Yürüyerek aşağı inerken köşede aradığımı buldum. Tek kolu ile kırık cam parçalarından yararlanarak tahta kaşık yapan yaşlı dede orada oturuyordu. Meraklı bakışlar etrafını kuşatmış, huzursuz bir şekilde etrafını kolluyordu. Ben gayri ihtiyari cep telefonumla fotoğrafını çektim. Birden farketti ve aşırı tepki verdi. Mümkün olsa yanındaki bastonu ile beni kovalayacak. Hemen uzaklaştım. Birkaç dakika sonra geri dönüp elini öptüm, helallik istedim. Kimbilir aklından neler geçiyordu o tepkiyi verirken? Allah-u A'lem bu zât boş değil. Belki bir daha ya karşılaşırız, ya karşılaşamayız. Bizim tek amacımız yolumuzda karşımıza çıkanları not etmek. Bu pir-i fani insanın resmini buraya alırken gelecekte belki lazım olur. Bu toprakların barındırdığı güzelim değerlerin yaşaması için karınca kararınca ufakcık bir katkı olur İnşaallah. Vesselam...

2 yorum:

RAHMAN dedi ki...

İnanmıcaksin ama aynı olay benim basımada. Geldi esim ile beraber sene 2007 ve dedemiz aynı ama iki eli vardı aynı yerde aynı sekilde oturuyordu 5 dakika gözlerimin icine bakıp dualar okudu elimi bırakmadı ve Bidaha hiç görmedim dedemizi

Yol ve Yolcu dedi ki...

"Rahman" ismini değiştirmek lazım derim acizane. paylaşımınız için teşekkür ederim.