18 Ekim 2009 Pazar

kebikeç

Bugünkü ödevimiz: Kebikeç.

Efendim eskiden kitapları kurtlardan koruduğuna inanılan varlığa verilen isim imiş "Kebikeç"
El yazması birçok eserin girişinde "Ya Kebikeç bu kitabı koru" şeklinde bir cümle bulunurmuş. Bizim bu muhayyel varlıkla tanışmamıza camiden Kur'an hocamız olan Abdullah amcamız vesile oldu. Kurşun kalemle mektup kağıtlarına yazdığı hikayemsi metinleri mihenk taşına vuracağı birini ararken rastlamış "Kebikeç"e. Kadıköy'de geçenlerde açılan bir sahaf ismi. Ömer Lekesiz abimizin dükkanı burası. Kendisini gıyaben tanıyoruz, daha önce güzel bir yazısını alıntılamıştım yanlış hatırlamıyorsam. Üstelik Ömer bey Akdağmadeni doğumlu. Hemşehrimizle hasbihâl etmenin tam zamanı.

Önce küçük bir araştırma: Arama motorunun ilk sırasında "ekşi sözlük" var. Her zaman başvurduğum bir yer değil ama hadi girelim bakalım ne yazmışlar? Yazarlardan bir tanesinin yorumu: "evimin bir buçuk adım yanında olmasına rağmen bir sene boyunca bir kere bile gitmediğim kitapçı, sahaf, işte öyle bir dükkan. acaip bir merak içindeyim, ama içerde hep fazla ciddi amcalar fazla seni aramıza almayız dercesine bakmalardalardı. kısmet artık."

Fazla ciddi amcaların yanına gitmeye niyet edip çıktım yola. Çoktandır namaz kılmadığım Osmanağa Camii'nde İkindiye yetişirim inşaallah. Belediye otobüsü Haydarpaşa civarında trafiğe takılınca inip yürüdüm. (Sağlık çalışanlarının mitingi nedeniyle meydan kapalı) Her seferine başka bir huzur demeti sunan bu şirin camide namazımı kıldıktan sonra Bahariye Caddesi'ne yöneldim. Sinemanın girişinin hemen bitişiğinde "Sahaf Kebikeç" yazan dükkan açıktı ve Ömer bey bir misafiri ile sohbet ediyordu. Pazar günü kapalı olma ihtimalini hiç hesaba katmadan geldiğimi düşündüm birden. Demek bu tür yerler pazar günü de açık oluyormuş. Selam verip içeri girdim. "Aleykümselam" deyip misafiri ile konuşmasına devam etti. Bir taraftan kitaplara göz ucuyla bakarken diğer taraftan sohbetin kaçak kulak misafiri oldum haliyle. Bir anda kendimi konulu bir filmde oynuyormuş hissettim: Kamera benim amorsumda konuşmaları çekiyor, ön planda kulağımla birlikte başımın bir bölümü flu olarak çerçevelenmiş. Memleketten bahsediyorlar, Gümüşhacıköy geçiyor konuşmanın bir yerinde. Yozgat, Sivas, Kırıkkale, Esat Coşan, Çorum, Hacı Bektaş kelimelerinin geçtiği cümleler kuruluyor. Amatör bir araştırmacı olduğunu tahmin ettiğim misafirin bir an önce gitmesini bekliyorum ayaküstü. Nihayet kitap almadan çıkıp gidiyor. Bu arada ben sırf vesile olsun diye aradığım kitabı son anda buluyorum. Nurettin Topçu'nun "Taşralı" isimli hikayelerinin toplandığı bir kitap. Kapağında "Ömer Lekesiz" kaşesinin bulunması ayrıca sevindirdi beni. 

Biraz çekingen, mahcup ve tedirgin giriyorum konuşmaya. En kolayı Akdağmadeni'nden başlamak. Bir çırpıda hayat hikayemin özetini serdim önüne. Uzun süredir kendisini takip ettiğimi ve tanışmak için geldiğimi ilave ettim. Ve bir sahaf dükkanında "abi kitap bahane, sizinle tanışmaya geldim" şeklinde doğru olup olmadığını kestiremediğim cümleyi sarfediyorum birden. Sermayesi kitap olan birine böyle laf edilir mi hiç? Allah'tan olgunlukla karşıladı. Tatlı bir üslupla kitabı cüzi bir rakama verdiğini söyledi. Laf lafı açtı beş on dakika geçmişten bahsettik. Ülke meselelerinin üzerinden geçtik, emeklilikte yapacaklarımı anlattım. "Birlikte düşünür, planlarız" şeklinde kibarlık gösterdi. Kırk yıllık arkadaşlar gibi samimi bir ortamda konuşmaya devam ettik. Anlattıklarının büyük bölümü sanki benim kafamdan geçenlerdi. "İnsanların doğduğu topraklar demek ki düşüncelerinin yakınlaşmasına vesile oluyor" diyerekten içimden geçenleri paylaştım. İlk tanışmanın fazla uzun olmaması gerektiğini düşünüp müsade istedim. Ayağa kalkmakla kalmayıp boylu boyunca sarıldı bana. "Mutlaka uğrayın, kendinizi bir gösterip sonra kaybolmayın ha" deyip cep telefonu numarasını verdiği kartvizite yazdı. Ve dışarıya kadar beni uğurlama nezaketini gösterdi. Bu ne güzel bir haslettir? Kurban olduğum medeniyetimizin Kadıköy Bahariye Caddesinde, Kafkas Pasajı girişindeki bu güzel tezahürü duygulandırdı bizi 

Vesselam...

Hiç yorum yok: