16 Kasım 2009 Pazartesi

bereket

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü İbrahim. Halil evli, çocuklu, İbrahim ise bekarmış. Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil: "İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle" "Peki abi" demiş İbrahim. Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince, düşünmüş İbrahim: "Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine" demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine. Az sonra Halil çıkagelmiş. "Haydi İbrahim" demiş, "önce sen doldur da taşı ambara" İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil’i düşünür bu defa: "Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek" diye düşünerek, kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine, bu böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur, karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar, hatta azalmıyor bile. Dolar taşar ambarları.
Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : "Halil İbrahim bereketi"dir.
Ulu Arif Çelebi'den

Hiç yorum yok: