17 Kasım 2009 Salı

isam

Bu akşam İstanbul'da yaşamanın bir gereğini yerine getirmek veya İstanbul'lu olmanın nimetinden istifade etmek için yola çıktık. Bilge Mimar Turgut Cansever anısına tertib edilen bir toplantıya iştirak etmeye niyetlendik iş çıkışı. Bağlarbaşı'nda bulunan İSAM konferans salonunda bir meslek birliğinin organize ettiği toplantının konuşmacısı Süleyman Seyfi Öğün. Haydi bismillah.
- Bu mekana ilk defa geliyorum. Diyanet'e bağlı imiş. Karanlıkta fark edemedik ama belli ki bu kompleks geniş bir alana kurulu.
- Programın başlamasına daha yarım saat var diye yatsıyı kılayım diye düşündüm. Ne de olsa diyanetin yeri bir sıkıntı olmaz. Mı acaba? Abdest alma yeri yok. Tuvalet lavabosunda idare ettik. Zaten her yer böyle, sızlanmaya gerek yok. Mescit tabelasını takip ederek buldum da ortada dört bilinmeyenli bir denklem var: Merdiven kenarında bir boşluğu paravanla çevirip mescit yapmışlar, yere plastik örgülü sergiler vardır ya, ondan sermişler. Gel gör ki kıble yönünü gösteren hiç bir işaret yok. Hani serili bir seccade olsa bir tahmin yürütürsünüz de, hiç bir şey yok. Yan tarafta bayan mescidine gittim, çekinerek kapıyı açtım, aynı durum orada da geçerli. Çaresiz dönüp aklımca bir yön tayin edip tam duracakken yanlış yaptığımı düşünüp vazgeçtim. Çıkıp orada bulunanlardan yardım istedim. Bilgiç bir abimiz "mutlaka bir işaret vardır" dedi. "Vallahi yok" diye gereksiz yere yemin ettim. Bunun üzerine "tavanda mavanda vardır, sen görmemişsindir" mırıldanmaları ile benimle mescide geldi. Olmadığını kendi gözüyle gördükten sonra "şu yöne doğru dön" diyerek benim tespitimin 45 derece sağ tarafını tarif etti. Ben de gönül huzuru ile durdum kıyama. Farz bittikten sonra ne olsa beğenirsiniz? Görevli olduğu anlaşılan bir genç kapıyı açtı. Ben "kıble böyle mi?" diye sordum. "Hayır hocam, şu köşeye doğru dönmeniz lazım" demez mi? Yaklaşık 45 derece daha sağa dönmem lazım. Tabi ki farzı bir kez daha kıldım. Şimdi sorum şu: Sayın Devletlu Diyanet İşleri Başkanlığım, oraya bir kaç yüz kişilik konferans salonu yapmışınız, güzel. Güzel de yasak savma babından uydurduğunuz o mescide ne demeli? Hadi tamam diyelim. Kış günü o beton üzerindeki plastik sergi üzerinde namaz kılan babayiğit hasta olur haberiniz olsun. Diyelim ki herşeyi göze aldık, peki kıble yönünü tespit için keramet göstermemizi nasıl beklersiniz. Biz günahkar kulların bir çırpıda kıbleyi tayin etme ferasetine sahip olacağımızı mı düşündünüz? Üzüldüm doğrusu...
- Konferansa ilgi son derece azdı. Çok olmasının eşyanın olduğu kadar, Türkiye'nin de tabiatına aykırı olduğunu bildiğim için şaşırtıcı olmadı. Bu kadarına da şükür, önemli olan zincirin kopmaması diye düşünerek girdik içeri.
- Süleyman Bey'in konuşması doyurucu idi. Önemli olanın ufuk açıcı birtakım anahtar kavramların dinleyiciye aktarılması ise maksat hasıl oldu. Detaya girmeyelim. Konuşmanın içeriği ile ilgili görüşlerimi nasip olursa başka bir yazıya havale edelim. Vesselam...

Hiç yorum yok: