12 Kasım 2009 Perşembe

kibrit

Genel istek(!) üzerine bir kez daha Abdullah Kibritçi'yi misafir ediyoruz. (Yılmaaz, bu ne? kibrit ağam!) Bizim geleneğimizde misafir ağırlanır. Bazen bu zor olabilir ama öyledir işte. Anlayan anlamayana anlatsın. Vesselam...

Naber lan dünya?
Hayatın bir kırbacı olmalı, sorgularken beni şaklayan ensemde. Issız bir çölün ortasında susuzken, dilim damağımda, unuttuğum susuzluğumu hatırlayamadım.
Eksikliğini hep hissettiğim yitiğin/susuzluğun bir çölün ortasında dahi aklıma gelmeyişi, hayatın güzel taraflarına kayışı zihnimin, bir seraba kapılıp gidişim, kaybettiğim yolumu aramak yerine, oturup kumdan kaleler yapmak gibi..
Kaybettiğim ama ne olduğunu bilmediğim bir şeyi gecenin karanlıklarında hissederim. Kapılıp gittiğim anlamsız duygularım, sonunu bulamadığım tünellerde hayata dair şeyler düşünmek, hala güzel şarkılar söylemek ve tatlı hayallere gömülmek..
Gecenin kül kokusu var üstümde, gülümser bir çehre var yüzümde ve neden güldüğümü bilmeyişim, bilinmezliğe doğru aldırmadan gidişim, buzulların üstünde kır çiçekleri toplamak gibi..
Kandırışlarım kendimi, belki bazen hiç hissetmeden ve unutup her şeyi yola koyulmak, nereye gittiğini bilmeden, herkes gibi olmayı farz etmek, poşetten uçurtmalar yapmak gibi..

Hiç yorum yok: