8 Kasım 2009 Pazar

kuş

Su göründü, teyemmüm bozuldu. Kafesteki can kuşunu kim ikna edecekse beri gelsin. Artık herşey, onun bakış açısından da net bir şekilde görünüyordur herhalde. Yoksa bu beyhude çırpınışları yapmazdı durup dururken. Bıraktığı işaretleri bir bir aktarma telaşında zavallı. Her bahar ırmakta koyunları yıkadıkları geldi aklına. Bakın, şimdi onu sayıklamaya başladı. Temizlenmek pahasına çekilen sulu işkenceyi koyunların neden protesto etmediğine bir türlü aklı ermiyormuş. Koyun milletinin fertleri bir türlü anlamamış asıl maksadı. Koyun kırkma zamanı ile ırmağa gidiş arasında sebep sonuç ilişkisi kuraracak kadar eğitim almamış zavallı koyuncuklar. Acemi kırkıcıların ucu sivri kırkma makasını derine saplayıp hart diye deriyi de kesmelerini hiç unutmuyormuş. Yaralı hayvanı cıscıbıldak yaptıktan sonra o hoyrat kırklıkla oradan gitsin diye pat diye koyunun sırtına vurmaları da cabası. Hayvanda mecal mi bıraktınız ki gitsin?
Çok sonraları Urfa Ceylanpınar'da bu işin elektrikli aletlerle de yapıldığını görünce bir kez daha kahrolmuş. Bizim koyunların suçu neydi diye çırpınıp duruyor. Hadi laf anlat, nasıl anlatacaksan!
Sevgili can kuşum, küçük beyinlim, büyük avazlım, nazlım, sazlım ve bilumum enstrümandan çaktığını zanneden minik serçem!
Dün geldin, bugün buradasın, yarın gideceksin. Doğrudur, bir zamanlar birkaç koyunuz vardı, onlar senden önce gitti. Olay bu kadar basit. İçindeki acıyı dindirmek istiyorsan gir anılarına gizlice, incitmeden sür merhemini yaralı kuzucuklarınıza. Sana ne elalemin koyunlarından. Hem, koç katım zamanını niye anmıyorsun? Az buz birşey mi yapılan o törenler, koçları kınamalar, koyunlara kaya tuzu ziyafeti çekmeler, kesler, yemler, arpalar...
Elbette bir hesabı vardır tüm bu olanların. Sakın şu küçük kafesini ölçü alıp yanılgıya düşmeyesin. Ne demişler "boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını alacağı bir gün gelecek elbet" Vesselam...

Hiç yorum yok: