11 Kasım 2009 Çarşamba

mektep1

Hatırlayabildiğim çocukluk anılarımdan biri de "hoca mektebi"dir. Yaz telaşı bittikten sonra karayapı boş evlerin birinin tabanına kıl çul serilip yuvarlak saç soba kurularak mektep hazırlanmış olurdu. Talebelerin yaş sınırı yoktu. Ama yetişkin sayılanların dışında kalan çocukların hepsi giderdi. Karanlık ve loş bir yerdi orası. Biz çocuklar koltuğumuzun altında küçük bir minder ve elimizde bir iki odun parçası ile mektebe giderdik. Odunu sobanın yanına atar,boş bulduğumuz yere minderi serip otururduk. Hocanın elinde ucu en arkadakilere kadar uzanan uzuuun bir çubuk vardı. Ses çıkaranın tepesine hafifçe vururdu. O günkü ders konusu dua veya sure hocanın nezaretinde topluca sesli olarak okunurdu. Bu koronun çıkardığı sesin kökü eskilere dayanan kendine has bir makamı vardı. Bazı yerler uzatılır, bazı yerler hızlıca söylenirdi. Sonra hoca herkesi tek tek dinlerdi. Bu sırada öbürleri kendi sıralarını beklerken dersini mırıldanırdı. Sırası gelen, hocanın önüne diz çöker dersini verirdi. Yanlışları hoca düzeltir, tekrarlatırdı. Bir çırpıda okuyan talebe "geçtin" müjdesi ile bir üste geçerdi. Hocanın düzelttiği yerleri ikinci tekrarda okuyan da geçerdi. Ama okuyamayan veya fazla yanlışı olan kalırdı. Bir sonraki derse kadar çalışmaya devam. Dili dönmeyenler için hocanın özel yöntemleri vardı. (dili bir çaputla bükmek gibi) Bu kalma ve geçmeler nedeniyle herkesin yeri farklı idi.

Öğle yemeği için paydos edilir, sonra tekrar gelinirdi. Günde iki uzun ders yapılırdı böylece. Dersler iki ana bölümden oluşurdu: Rabbi yessir den başlayıp amentüye kadar olan bir bölüm vardı. İkinci bölümde ise sureler guleuzü birabbinnastan başlayıp elemtereye kadar sürer, ayetelkürside biterdi.

Dua bölümü şu şekilde sıralanırdı:
Rabbi yessir
Sübhaneke
Ettehıyyatü
Allahümme salli
Allahümme barik
Allahümme rabbena
Allahümme innaneste
Allahümme iyyakena'büdü
Amentü

Amentüyü de başarı ile geçen talebe için küçük bir tören düzenlenirdi. Hoca, kıdemli bir talebeye göz işareti yapar, o da talebenin arkasından kulaklarını tutup hafifçe çekerek bir tekerleme söylerdi. Şimdi tam hatırlamıyorum da hatırladığım kadarıyla: "atlatlolsun, hocamızın ağzı tatlolsun, bir kilo kara üzüm getirmeyenin iki yüzü karaolsun, çek kopsun" gibi birşeydi. Sevinçle anne baba müjdelenir. Hocanın hediyesi mutlaka alınır bir sonraki derse getirilirdi.

Sonra kısa sureler başlar:
Gul euzü bırabinnasi
Gul euzü bırabbilfelakı
Gulhü
Tebbet
İzaca
Gulya
İnna a'tayna
Eraeytellezi
Liilafi
Elemtere ve
Allahüla ilahe illahu

Bunların her biri bazen bir okumada, bazen çok uzun bir sürede geçilirdi. Bazımız bir yerde (özellikle gulya da) takılır kalırdı. Hoca bu durumdaki talebeye kızar bazen de hafifçe pataklardı. En sonunda bitirilince hoca mektebinin okuma bölümü de bitmiş olurdu.

Vesselam...

Hiç yorum yok: