26 Kasım 2009 Perşembe

teşrik

Her Kurban Bayramı arefesinden önce birileri bize bu Teşrik Tekbirleri konusunda hatırlatmada bulunurdu. Şu ana kadar herhangi bir hatırlatıcıya rastlamadım. Demek ki "hatırlatılan" konumundan "hatırlatan" konumuna geçmiş durumdayız. Birkaç saat sonra ilk teşrik tekbirimizi getirmeye başlayacağız inşaallah. Arefe günü sabah namazının farzından sonra başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazının farzından sonra bitecek.
İnsanın, "şimdi Arafat'ta olmak vardı" diyesi geliyor. 2004 yılında tam da bu saatlerde Arafat'ta idim. İçim içime sığmaz vaziyette gecenin bir yarısı çadırdan çıkıp yan taraftaki dağa tırmanmıştım tek başıma. Uçsuz bucaksız Marifet meydanındaki insan selini seyre dalıp dualar etmiştim. Anlatılmaz, yaşanır derler ya, işte öyle bir gece idi. Daha sonra insanların oluk oluk aktığı tarafa biz de yönelip Cebel-ür Rahme'ye ulaşmıştık gece yarısından sonra. Aslında bu anlattıklarım sıcağı sıcağına yazdığım hac günlüğünde var. Konumuza dönersek, vacip olan teşrik tekbirlerini farz nanazlardan sonra getireceğiz. Bu, İbrahim Aleyhisselam'ın sünneti. Oğlu İsmail Aleyhisselam'ı kurban edeceği sırada Cebrail Aleyhisselam "Allahu Ekbek, Allahu Ekber" diye seslenerek bir koçla gelirken Hz. İbrahim "La İlahe İllallahu Vallahu Ekber" diye mukabelede bulunmuş. Hz. İsmail de "Allahu Ekber, ve Lillahil Hamd" ile tamamlamış bu güzelliği. Teşrik Tekbirini makam üzere cemaatle söylerken tüylerim diken diken oluyor.

Hiç yorum yok: