16 Kasım 2010 Salı

bayram günü


Bu bayram sabahının ömrümde yaşadığım ve yaşayacağım bayram sabahları arasında müstesna yeri olacağı kesin. Çünkü benden yaklaşık yüz sene evvel yaşamış Yahya Kemal'in "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" diye övgüyle bahsettiği muhteşem anı bu yüzyılda bir kez daha yaşamış olduk. Süleymaniye Camii 3 yıldır restorasyonda idi. Kurban Bayramı sabahına kadar canla başla çalışıp bitirdiler. Başbakanımızın, bakanlarımızın ve görevine yeni başlayan Diyanet İşleri Başkanımızın da katıldığı bu sabah namazı ve en önemlisi Bayram Namazı ile ibadete yeniden açıldı. Tarifi imkansız duygulara gark oldum. Burada duygularımı ve derunumu aktar(a)mayacağım. Kusuruma bakmazsınız inşaallah. Zira haddimi aşıp büyük büyük laflar etmeye kalkışırsam en başta Sultan Süleyman Han'ın ruhu muzdarip olur. Biz ki "kâl" den ileri geçememiş nesil kırıntılarıyız. Hâl ehlinin taşa adeta ruh katarak meydana getirdiği bu muhteşem eser karşısında ancak sukût edilir. Edeple girip edeple çıkabildiysek ne mutlu.
Bu tarihi günün "nasıl"ını bir de aciz-i fakirin satırlarından okumak isteyenler için yorumsuz olarak yaşadıklarımı buraya yazarsam kafidir diye düşünüyorum:
Herşey arefe günü gazetede tam sayfa ilanı görmemle başladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün "Süleymaniye'de Bayram Sabahı"nı müjdeleyen ilanını görür görmez kararımı vermiştim bile. "Yarın Süleymaniye'deyim İnşaallah."
Saatimi 04:30 a kurdum. Ne olur ne olmaz. Beş civarında yola çıkıp beşbuçuk olmadan cami civarında oldum. Yolda, gittikçe artan sayıda aracın bir merkeze doğru yöneldiğini gördüm. Eminönü tarafından gidip Mercan yokuşu civarında bir ara sokağa parkettim. Ezan okunurken yürüyordum ıssız olması gerekirken o saate göre kalabalık sokakları. Polis araçlarının ve güvenlik çemberinin içinden geçerek ulaştım camiye. Bahçe tarafında naklen yayın araçları yerini almıştı bile. Kamera kablolarını geçirmek için açtıkları ön pencereden giriş yaptım. Maşaallah, Sübhanallah. Muhteşem Süleyman'ın muhteşem Camii. Işıl ışıl. O saatte caminin neredeyse yarısı dolmuş. Bir ferahlık hissi. Ön saflardan birinde sakallı amcayı biraz sıkıştırarak yer bulup oturdum. Akın akın dört bir kapıdan içeri giren cemaate bana mısın demedi ulu mabed. Her bir saf, bir o kadar daha mümini arasına aldı gözlerimin önünde. Başbakanın gelmesi beklendiği için midir nedir son ana kadar bekledik. Güneşin doğmasına onbeş dakika kala sabah namazına durduk. Namazın ardından kürsüye Diyanet İşleri Başkanı çıktı. Heyecansız bir vaazdı diyebilirim. Bu makama yeni gelmesi, günün ve mekanın ağırlığı, cemaatin muhtevası gibi mücbir sebeplerden dolayı bir soğukluk ve monotonluk hissettim. Neyse oraya takılmayalım. Herşey çok güzeldi çünkü: Cami aydınlık, insanların yüzü aydınlık, çoluk-çocuk, genç, yaşlı, sakallı, küpeli, muttaki, velhasıl her meşrepten insan bu saatte buraya gelmiş. Saf araları daraldıkça daraldı. Kimse kimseyi incitmek istemiyor. Sadece bir ara taaa arka kapıdan bir ses duyuldu. "İnsanlar dışarda kaldı sıkışalım" diye. Hatip herkesi ayağa kaldırıp iyice sıklaştırdı. Bayram Namazı vakti geldiğinde başkan kürsüden mihraba geçti. İmametinde bir acemilik yoktu. Sonra mimbere çıkıp hutbe irat etti. Hazırladığı hutbe gerçekten etkileyici idi. Kuşatıcı, kucaklayıcı, meydan okuyucu. ("bize kimse hayvan haklarından dem vurmasın" derken) Güzel bir hutbe dinledik. Teşrik tekbirlerinin muhteşem kubbenin altında iğne atsan yere düşmeyecek cemaatin hep bir ağızdan tekrarlanmasını duymak için bile o anda orada olmak ne güzeldi. Duadan sonra mihrabın etrafı izdihamdan kilitlendi. yakında olmamı avantaj sayıp ben de katıldım ama kısa sürede pes edip kalabalığı yarıp çıkmak zorunda kaldım. Kaburgalarımın içine geçeceğini düşündüm bir ara. Bayramlaşma merasimini daha düzenli organize edebilirlerdi diye düşünüyorum.
Dönüş yolu kalabalıklaşmıştı bile. Biraz daha oyalansam epey trafikte kalabilirmişim. Nihayetinde her an herşeyin hızla değiştiği güzel ülkemin medarı iftiharı bu şehirde olmanın gereği diye düşündüğüm için çıktım yollara bu bayram sabahı. Ne de iyi ettim. Binlerce kardeşimle aynı havayı teneffüs ederken köklerimle bağ kurdum bu sabah. Herşey çok güzel oldu. Geçmişimle gurur duyuyorum. Geleceğe ümitle bakmak istiyorum. Hâlık-ı Zül Celâl'e teslim olup selamete ermeyi umuyorum ve dua ediyorum.
Iyd'iniz said olsun, her rûzunuz bir ıyd olsun. (bayramınız saadetli olsun, her gününüz bayram olsun.)

Hiç yorum yok: