20 Kasım 2010 Cumartesi

öğüt günü

Onbeşinci Mektup'tan:

Kıymetli İhsan Efendi oğlum, her kul cennete ve cemâle mazhar olabilmek için Allah’ın rızasına muhtaçtır. Cenâb-ı Hakk’ın rızası olmadan hiçbir kul bu ulvî derecelere erişemez. Hatta Efendimiz'e Ashâb-ı Kirâm “Siz de mi Allah’ın rızasına muhtaçsınız ya Resulallah?” diye suâl ettiklerinde “Evet, ben dahî Allah’ın rızasıyla cennete gireceğim.” buyurarak rızayı şerifin ehemmiyetine işarette bulunmuştur. Cenâb-ı Hakk rızasını ve gadabını zahirî amellerin altında saklamıştır. Hangi amelden razı olacağını yahut kişinin hangi ameli işlerse rızaya kavuşacağını bu âlemde gizlemiştir. Kişi çok küçük zannettiği bir günahtan dolayı ebedî azaba yahut huzurdan uzaklaşmaya marûz kalabilir. Aynı şekilde sevabı küçük zannedilen bir ameli işlemekle bu rızayı tahsil ederek cennete ve Cemâlullah'a yol bulabilir. Evlâdım, dikkat et, âgâh ol. Bir mü’min güzel amellerin hiç birisini küçük görmediği gibi, çirkin fiillerin de hiç birisini küçük görmez. G
örmez değil göremez. Böyle bir seçim hakkı yoktur. Çünkü hangi amelle rızaya kavuşacak, hangi amelle rızadan uzaklaşacak bunu bilemez ki!
Allah’ın ilmiyle kuşatıldığını farkeden, kendi acziyetini idrak eden kişi, bu hususta kendi görüşü ile hareket edebilir mi? Mü’min kişi yanlış yaparım diye korkar. Güzel bir amel gördüğü zaman hemen onu öğrenir ve hayatına tatbik eder. Küçük günah büyük günah diye tertip edilen mevzular, cezalarına göre söylenilmiş vasıflardır.

Evlâdım, günah Hak Teâlâ ile aranı açan her şeye denir. Bu açıdan bakarsan küçük günah, büyük günah diye bir şey yoktur. Âdâb-ı muaşeret ve cemiyetlerin nizamı için böyle tasnif edilmiştir. Maksûdu ve matlûbu Allah olanlar için her güzel amel makbul, her kötü amel çirkindir, vesselam.

Hiç yorum yok: