19 Ağustos 2010 Perşembe

imdat günü

Bundan birkaç gün önce iftardan sonra çıkıp dolaştım serseri mayın misali. Issız sokaklarda, işlek caddelerde, izbe geçitlerde ne aradım dersiniz? Sahil yoluna çıkıp gürültüye verdim kendimi. Derken sela vermeye başladı hocalar. Demek ki ramazanda bazı camilerde yatsı ezanından önce sela da veriliyormuş. Teravih'i kılmak hangi camiye nasip olacak diye düşünürken birden ezanlar da okunmaz mı? Bir telaş bir telaş. Beyaz Türklerin yaşadığı bu sahil semtlerinde cami bulmak zor. Hızlı hızlı yürüyerek İdealtepe köprüsüne vardım. Minibüs yoluna çıkarken sağ tarafta bir minare ucu göründü. Haydi hayırlısı bu teravih de burada kılınacakmış demek ki. Caminin ismi Adatepe İmdat Vakfı Camii. İnsanlar namaza araçları ile mi geliyor diye düşünerek içeri girdiğimde sorunun cevabı alındı. Caminin içi çölde vaha gibi serin. Dört bir taraftan klimalar estiriyor püfür püfür. Cemaatimiz rahatına düşkün. Gene de dolmadı cami. Ancak yarısına kadar sıralandı saflar. Orta büyüklükte bir mahalle camiinde durum bu maalesef. Saf düzeni konusunda insanlar sanki imama inat yapıyormuşçasına boşluklar bırakarak namaza duruyorlar. Kimse sıkışmak istemiyor anlaşılan. Adamın yanına yaklaşıyorsunuz, geri geri çekiliyor. Biraz daha ısrar etsen camiden çıkacak gibi. Bu hal ne haldir. Aradaki boşlukta inanın iki kişi daha namaza durabilir. Caminin isminden de esinlenerek aklımdan bu halimiz imdat veriyor şeklinde vesvese geçti. Be mübarek seni buraya zorla getiren mi oldu? Her yerin bir adabı, kuralı olduğu gibi caminin de bir adabı var. Şu kısacık sürede uysan neyin eksilir? Elbiseleri omuzlarından eskiyen altın nesil nerede biz neredeyiz. Namaz kılmak adetten sayılıyor herhalde. Teravihe gittin mi, gittim. Allah affetsin.

10 Ağustos 2010 Salı

hayr günü

Az önce Mahmut'un askerlik yapacağı yer belli oldu. Isparta Eğirdir Dağ Komando. Şaka gibi desem değil. Tamam içimizden bir istek vardı da insan yalın gerçekle karşılaşınca bir tuhaf oluyor. Şimdi ne olacak? Gene en sakin karşılayan ben oldum. Herşeyin hayırlısı. Biz Rabb'imden hayırlısını istedik. Demek ki bu hayırlısıdır. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

kaim günü


Ahmet Efendi Camii'nden başlayalım. Burası arada bir tercih ettiğim yol güzergahı üzerinde bulunuyordu ve ben hep yanından gelip geçiyordum. Mahalleye (Ferhatpaşa) Kadıköy'den gelen otobüslerin son durağının hemen yanında bu camii. Öğle namazında birbuçuk saf oldu. Taş çatlasın 30 kişilik bir cemaat topluluğu. Çoğunluk yaşlılardan oluşuyordu o vakitte. Camide dikkatimi çeken ferahlığın kaynağı bence yan fevkhanelerin kısa tutulması ve direksiz olması idi. Bu durum caminin içinde belirgin bir aydınlığa ve genişlik, yükseklik hissine neden oluyordu. Oldum olası giriş kapısına uzuuun merdivenlerle çıkılan camileri sevemiyorum. Yer seviyesinde veya bilemedin birkaç basamakla çıkılmalı. Alta kat yapmalarının nedeni büyük ihtimalle ticari kaygılar ön plana çıkıyor. Büyük ihtimalle bir market kiralarsa cami kurtulur diye düşünüyorlar ama kurtulan cami mi, yoksa dernek üyeleri mi belli değil. Tövbe tövbe, dedikodu yaptık durduk yerde. Bu camide dikkatimi çeken başka birşey daha vardı. Fotoğrafını çekemedim ne yazık ki. Cami içinde çıkış kapısının hemen yanında bir tablo: Elle yazılmış ve çizilmiş. Acayip bir şey. Daha önce ne gördüm ne duydum böyle bir şekli. Dilimli bir daire çizilmiş elle. Çarkıfelek dairesi gibi bir şey. Her bir dilimde kameri ayların adları var. İçinde ve/veya yazı sığmamışsa dışında o aya ait önemli günlerin açıklamaları var. 13-14-15 günleri için oruç tutulması ile ilgili not yazılmış her aya. "Eyyam-ı Bîz yani. Başka neler var neler. Latin harfleri ile elle yazılmış. Hz. Ali'nin şehid edilmesi, İstanbul'un fethi, Kadir gecesi v.b. İlginç geldi bana. Daha ilginci başlık: SAİMLER VE KAİMLER ATLASI... Vesselam.

Az kalsın unutuyordum. Caminin dışında: "Ahmet Efendi Camii" yazısının üstünde "Veysel Garani" ibaresi de var.

1 Ağustos 2010 Pazar

imtihan günü

Ne bileyim ben ne imtihanı! Böyle bir başlık atıp bırakmışım bu yazıyı. Bugün olmuş Kasım ayının dokuzu. Sonsuza kadar taslak olarak bırakmaktansa eften püften birşeyler yazıp fırlatayım sanal aleme bu yazıyı da. Yahu benim her işim böyle saklım püklüm mü olacak hep? Yazık değil mi onlara? İmtihan günü imiş, peh. Hem de kocaman bir PEH. İmtihansız gün mü var diye sormazlar mı adama?
En iyisi dünyanın halleri deyip çıkalım işin içinden. Nasrettin Hoca'nın hesabı; "sen de haklısın," "sen de haklısın." Mümkünatı var mı ki şu dünyada her iş düzgün gitsin? Hele de bu zamanda. Karışık kuruşuk olaylar. Olayların içinden geçen sersem tavuğa dönmüş insanlar. İnsanların içinden geçen çelpeşik hayaller ve hayal aleminde kendine yer edinmeye çalışan "şey" ler. Şey işte hocam. Şeyini şey ettiğimin şeyi aklıma gelmiyor bir türlü. Gelince gece-gündüz demem hemen yapıştırırım alimAllah. Siz beni az çok tanıdınız hani. Sağım öldürür solum süründürür. Havada karada ve hatta denizde hiç gözünün yaşına bakmam valla. Ama olmuyor işte.
- Sahi ne diyordum, ne olmuyor?
- Ne ise ne! Öllüyün körü. Bir soruda insanı deliye çevirme birader. Saçmalamak için de mi sana danışacağız. Sus azıcık. Birkaç kelime daha yazıp bitireceğiz, bekle biraz. Adamı Recep İvedik moduna sokuyorsunuz. Öf. Ööööf.