7 Şubat 2011 Pazartesi

A'raf günü

بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ .
وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ .
وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ وَلَا تَكُن مِّنَ الْغَافِلِين


:El A'raf Suresi 204-205 Ayetler:

204. Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

205. Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.
(Diyanet Vakfı Meali)
Kurban olduğumuz Kur'an-ı Hakîm her yerde yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor elhamdülillah. İmtihan dünyasının oyalayıcı ve aldatıcı yönlerini görmemiz için ayetler her gün yeniden nazil oluyor hayatımıza. Haydi biraz soluklanalım, dinlenelim ve DİNLEyelim. Etrafı hiç merak etmeye gerek yok, El Hâk, her şey yolundadır biiznillâh. Şu gök kubbenin altında cereyan eden hâdisatın mutlaka bir hikmeti var. Kevn ve fesat, oluş ve bozuluş biteviye devam ediyor. Hasılı azizim, "Her şeyin bir yeri vardır ve her şey yerindedir" deyip susalım. Ser levha yaptığımız ayette susmamız emrediliyor, o halde dinleyelim ve susalım. Bugün Kur'an'dan konuşalım, Kur'an'ı açalım, Kur'an'a gönlümüzü açalım. "raslantı günü" başlıklı yazımızda sözü dönüp dolaştırıp getirmek istediğimiz ama bir türlü getiremediğimiz "tevafuk"u anlatalım. Bu vesile ile istikamet kontrolü yapmış oluruz.
Daha önceleri de bahsettiğim gibi Kur'an tilavetimi kesintiye uğratmamak için gayret sarfediyorum senelerdir. Her seferinde bir hitamı diğer başlangıca bağlıyorum elhamdülillah. Mushaf'la her buluşmamızda nerede kaldığımı istişare ediyoruz ve oradan devam ediyoruz. Çoğunlukla sure başlarında mola verdiğim için hatırlama problemi olmuyor. Kısacık Mısır seyahatimizde de bir ara tüm sıkıntıları arkaya atıp Kur'an'ın önünde diz çöktüm. Nerede kaldığımı siz de biliyorsunuz. En'am suresini bitirdiğimi paylaşmıştım hatırlarsanız.
-Estaizubillah- "Elif Lam Mim Sâd" ayeti ile insanı şah damarından yakalayan El A'raf suresi karşıladı bizi gurbette. (114 burçlu Kur'an ülkesinin 7. burcuna hoş geldin ey okuyucu.) Mısır ülkesinde Kur'an okumayı nasib edene hamd ederek başlayalım. El Fettah olan Allah(c.c), bakalım hangi kapıları açacak bize. Yüzondört oluklu hikmet pınarlarının yedinci oluğundan kısmetimize düşeni kana kana içmek niyeti ile kabımızı altına tutup, kalbimizi açtık. Açıkçası, bir taraftan da surelerin baş ve son ayetleri ile ilgili düşüncelerimden dolayı önüme açılacak sürprizi beklemeye başladım. Ama bu sefer daha surenin ortalarına doğru kendini göstermeye başladı kurban olduğum. Önce Hz. Adem atamızın şeytan ile imtihanını beyan eden ayetler. Sonra sırası ile Hz. Nuh ve Nuh kavmi, Hz. Hud ve Ad kavmi, Hz. Salih ve Semud kavmi, Hz. Lut ve Lut kavmi, Hz. Şuayb ve Medyen halkı arasında geçen kıssalar bu fakirin dudaklarından dökülürken kalb atışlarım gittikçe hızlanmaya başladı. Cilve-i Rabbânî, adım adım yaklaşıyordu sanki. Layık olmadığım halde Rabbim Kahire'nin Giza semtinde Hz Musa ile Firavunun kıssasını okumayı nasip ediyordu işte. Fe Sübhanallâh. Ya Rabbî sen ne büyüksün, Ya Rabbî sen en büyüksün, Ya Rabbî sen tek büyüksün: ALLAH-U EKBER. Gönülden taşanların göze hücum etmesi yanımda oturan Dilaver hocamı rahatsız etmişse de benim yapacak bir şeyim yoktu artık. Zira bu benden değildi. Ayarlayan ayarlamıştı. Bizi bu karışık günlerde Mısır'a getirmiş, Firavun piramitlerinin hemen yakınındaki Giza semtinde bir apartman dairesine yerleştirmişti. Şimdi, bir kez de bizim ağzımızdan Hak ile batılın kıyamete kadar sürecek mücadelesini okutuyordu bu topraklarda. Firavunun ve onun takipçilerinin düçar olduğu/olacağı akıbeti beyan ediyordu açık açık. Gözyaşımı zaptetmeye çalışarak sureyi sonuna kadar okudum. Son ayete saklanan hediyemizi öpüp başımıza koyduk. Ardından üzerimize vacip olduğu için anlımızı secdeye götürdük. Zira Kur'an'ımızdaki 14 secde ayetinin ilki ile taltif edilmiştik şükürler olsun. Mısır ülkesinde bize tilavet secdesi yapmayı nasib eden Hâlık-ı Zülcelâl'e hamd olsun.
"Türkiye'ye döner dönmez bu surenin mealini okumak üzerimize vacib oldu" diye düşündüm. Rabb'imin tüm zamanları kuşatan ayetlerinin bana ve bize ne buyurduğunu bir de kendi lisanımızdan okumalıydım. Tane tane okuyup Murad-ı İlahi'yi anlamaya çalıştım. Tafsilatını ve tefsirini yapmaya kalkışıp haddimi aşmaktan ve edebe aykırı kelam etmekten Allah'a sığınırım. Sizlerin beni yanlış anlamayacağınızı umuyorum. Her zaman söylediğim gibi parmağa değil, parmağın işaret ettiğine dikkat kesilmenizi, O'nu takib etmenizi istirham ediyorum. Bizimki cahillik işte, bağışlayın efendim. Yunus Emre ne güzel buyurmuş:

Gördüm diyen değil, gören,
Bildim diyen değil, bilen.
Bilen O'dur, gösteren O,
Aşka esir olan benim.

Hiç yorum yok: