3 Şubat 2011 Perşembe

hür adam günü

Bir adam, "Hür Adam" filmine gitmeyi arzuluyordu uzun zamandır. Hepimizi kuşatan dünya meşgalesi onun da başında olduğu için bir türlü fırsat bulup gidemiyordu. Dün akşam ani bir kararla "son seans da olsa mutlaka gideceğim" dedi. Kafaya koyduğunu ne pahasına olursa olsun yapan adamımız filmin başlamasına beş dakika kala gişe görevlisinin karşısında olmayı başardı. Bilet kesilirken oluşan tereddüte bir anlam veremedi. Zira oradaki görevliler önce gözgöze gelip birşeyler konuştuktan sonra bileti kestiler. Bu çekimserliğin nedeni yaşlı makinistin acelesinden ve salona girdiğinde karşılaştığı manzaradan anlaşıldı. Hür adam filminin bu seansını "bir" adam izleyecekti. Koskoca denilmez ama küçük de olsa o sinema salonunda sadece tek seyirci vardı. Bediüzzaman'ın karşısına tek başına çıkmanın ürpertisi ile söndü dahili ışıklar. Üstadın risalelerini bilinen ve bilinmeyen sebeplerden dolayı okuma fırsatı bulamamıştı. Her seferinde şöyle başından veya ortasından okumaya başlamış ama sonunu getirememişti. Bu açıdan bakılınca sorguya çekilecekmiş gibi bir hisse kapıldı. Bereket ki bu bir filmdi, karşısındaki de Üstadı canlandıran bir sanatçı idi.
Son yüzyılın "yüz akı" bu muhteşem şahsiyetin hayatını anlatan filmi böyle tek başına izlemek nasip olmuştu işte. Birilerinin "salon kapatmak" dediği şey kendiliğinden oluşmuştu. İlgisizlikten mi, hafta içi olduğundan mı, son seans olduğundan mı, kenar semti olduğundan mı bomboş bir salona gösteriliyordu bu film? Her neyse... Bir ara yorgunluktan göz kapakları dikkatini zorlasa da mümkün olduğu kadar dikkatle izlemeye çalıştı. Filmin sonunda izlenimlerini şöyle özetledi:

- Geçenlerde okuduğum Sadık Yalsızuçanlar'ın Dem adlı kitabındaki Said ile filmdeki Said aynı mı diye tereddüte düştüm. Filmde tuhaf bir yavanlık, ne bileyim rahatsız edici bir yüzeysellik vardı sanki. Romandaki derinlemesine tahlilleri ve iç alemiyle ilgili detayları filmde bulamadım. Gönül telimin sadece bir iki sahnede titrediğini hissettim.

- Filmde çevresel zenginlik ve tabiilik oyuncularda yoktu. Oyunculuk, replik tekrarlayan tiyatro oyunculuğunun ötesine geçemiyor. Aynı şekilde oyuncuların elbiseleri de "ben kostümüm" diye bağırıyor adeta. Kırklı yılların perişanlığını evlerde, odalarda görebiliyoruz ama kahramanlar sanki oraya uzaydan düşmüş gibi tertemiz ve düzgün giyimli. Özellikle üstadın yakın talebeleri filinta gibi giyinmiş. Yönetmen Üstada ve talebelerine saygısını bu şekilde göstermiş ise kanaatimce yanlış yapmış.

- Sinema dili olarak yer yer kafa karışıklığına sebep olan "flash-back" ler var. Olayın geçtiği zamanı algılayana kadar sahne bitiyor. Üstadın hayatından hiç bilgisi olmayanlar için zor bir seyir.

- Her şeye rağmen güzel bir başlangıç. Gelecekte bu muhteşem hayatın her safhası ayrı film konusu olur inşaallah. Önünde saygı ile eğilinesi bir hayat. Parmağa değil de parmağın gösterdiğine bakıldığında her şey siliniyor, Üstadın günümüze ışık tutacak muhteşem mücadelesi anıt gibi dikiliyor karşımıza.

- Herkesin eline, emeğine sağlık.

...Vesselam.

Hiç yorum yok: