25 Mart 2011 Cuma

abi günü

Saygıdeğer Muhsin Abim,
Aradan iki yıl geçmiş. Koskoca iki sene! Şehadetinin ikinci yılında seni rahmetle yâd ediyoruz. Ruhun şad olsun. Sen "Milleti İçin Üşüyen Adam" olarak gönlümüzde hep yaşayacaksın. Müsadenle artık "Abi" diye hitab edeceğim sana. Yakınlığımız aradan yıllar geçtikçe daha da artacak. Kadr-ü kıymetini bilemedik, çektiğin çileleri, işkenceleri anlatmadın, anlattıysan bile biz duymadık, bilmedik, okumadık. Şimdi anlıyoruz ki bizim "abimiz" olarak önden gitmiş, geleceğimiz yoldaki tüm çileyi bizim yerimize de çekmişin sanki. Efsane Başkan ve Reis olarak hep önümüzde yürüdün. Taşrada okuyan bir öğrenci olarak sizi sadece gazetelerden takip ederdik.
İş hayatımda sizinle bir karşılaşmamız oldu, daha dün gibi hatırlıyorum. Ömrümün bir günü sizinle birlikte geçti, bundan şeref duyuyorum. Partiyi kurduğunuz sene açılış ve diğer programlar için İstanbul'a geldiğiniz günlerden biri idi. Çalıştığım kanal henüz kuruluş aşamasındaydı. Patron kiralık bir kamera verdi bana, havaalanından itibaren tüm gün sizi çekmemi istedi. Havaalanında büyük bir kalabalık karşıladı sizi. Konvoy oluşturarak ya Pendik, ya Kartal ikisinden birinde ilçe binası açılışını yaptınız. Minübüs caddesi üzerinde, ikinci katta bir büro idi burası. Pencereden aşağıdaki kalabalığa kısa bir konuşma yaptınız. Ben de sizin hemen yanınızda çekim yaptım. Her halinizden düzgün, dürüst ve "adam" gibi bir adam olduğunuz farkediliyordu, tanıyan-tanımayan herkes size saygı duyuyordu. Sonra Üsküdar'a gittik. Orada ana cadde üzerinde yüksek bir iş hanının en üst katındaki düğün salonu benzeri bir mekan vardı. Bir toplantı tertip edilmiş. Burada da bir konuşma yaptınız. Partililerle tanışma ve kaynaşma maksatlı bir organizasyondu herhalde. Gün boyu siz konuştunuz ben çektim. Benim rahat çalışmam için yardımcı olmalarını söylediniz. Şimdi hatırlamıyorum ama mutlaka benimle de konuşma fırsatınız olmuştur. Ne yalan söyleyim o gün size politikacılığı hiç yakıştıramamıştım. Çok güzel ve etkileyici konuşuyordunuz ama bir politikacı gibi değildiniz. "Başkanın işi zor" şeklinde düşündüğümü itiraf ediyorum. Neyse...
Bugün, Büyük Birlik Partisi'nin internet sitesine girdim. Sizin eski resimleriniz arasında o güne dair bir iz bulabilir miydim acaba diye araştırma yaptım. Tabi ki bulamadım. Zira aradan 18 sene geçmiş. O zaman internet falan yoktu. Fotoğraf çekilmişse bile şimdiye kadar gelmesi zor. Ama başka fotoğraflar buldum. Birden hüzünlendim.


Şu iki vesikalık resme bakanlar neden hüzünlendiğimi anlamışlardır herhalde. Abi-kardeş gibi değil mi? Sanki aynı yerde çekinmişiz. Benim resim üst taraftan hasarlı ama olsun. Müsadenizi almadan yan yana getirme cüretinde bulundum abi. Yarın ahirette de siz önde, ben arkada cennete gireriz İnşaallah.


Derken bir resim daha. Güreş takımındaki resminiz. Bu resme bakarken de ecnebilerin deja-vu dedikleri şey oldu. Ben de yatılı okulda güreş takımında idim. Resimde siz ayaktakilerin ortasındasınız yanılmıyorsam. Ben ayakta sağ baştayım. (aslında sol başta imişim ama resim ters basılınca böyle olmuş)
Meğer ne kadar ortak yönlerimiz varmış. Ya da Anadolunun yoksul köylü çocuklarının kader çizgileri hep aynı noktalara uğramış. Ama Sevgili Muhsin Abi, senin kaderin biraz farklı oldu. O kısacık çileli ömründe muhteşem bir "destan" yazdın. Sonunda da günümüzde az kimseye nasib olan şehadet şerbetini içtin İnşaallah. Allah(c.c) sana gani gani rahmet eylesin. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.) komşu eylesin. Amin.

Hiç yorum yok: