2 Eylül 2011 Cuma

ağa camii faslı

بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ
 اللَّـهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ ۖالْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ ۖ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ ۚ نُّورٌ عَلَىٰ نُورٍ ۗ يَهْدِي اللَّـهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاءُ ۚوَيَضْرِبُ اللَّـهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ ۗ وَاللَّـهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 
(Nur Suresi 35. Ayet- Diyanet İşleri Meali) 
Bu bayram haftasında Cuma namazını Taksim İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Hüseyin Ağa Camii'nde kılmaya karar verdim. Diyeceksiniz ki "bayram değil seyran değil..." nereden çıktı Ağa Camii.  Anlatayım: Sosyal paylaşım denen alemde bir gazeteci kardeşimin feryadı ilgimi derhal bu şirin camiye yöneltti. Yan tarafına inşaa edilen Alışveriş Merkezinin temel kazı çalışmaları Ağa Camii'ni yerinden oynatmış. Bu haber karşısında şok oldum. Acaba haber doğru mudur? En iyisi gidip yerinde görmek. Haber önce gazetede yayınlanmış. Sonra aynı gazete muğlak ifadelerle Ağa Camii'nin küllerinden yeniden canlanacağını yazmış(!) (Duyan da Ağa Camii yandı sanacak!) Ülkenin önde gelen kapitalist ağalarının AVM'sine laf söylenir mi? Anında çark etmiş, reklamları/ilanları garantiye almışlar demek ki!
İki saat öncesinden yola çıktım. Bayramı tatil fırsatı bilip, İstanbul'u boşaltan bilumum "Beyaz" ve de "Ak" Türk'ler sağ olsun, yollar bomboş. Köprüde trafik hiç yok. Hava desen çok güzel. Benim için Şehr-i İstanbul'u bir kez daha temâşaa fırsatı oldu. Gözüm etrafta, gönlüm Ağa Camii'nde. "İnşaallah haber doğru değildir, ya da önemli bir hasar yoktur" diye dua ediyorum. 
Taksim Meydanı da boş sayılır. Metro çıkışlarından yeryüzüne çıkan birkaç insan hızla boşaltıyor alanı. İstiklal Caddesi girişinden itibaren durum değişmeye başlıyor, homurtulu bir kalabalık karşıladı beni. Ne varsa bu kanyonu andıran dehlizde anlamadım gitti! Biraz dikkat edince yabancı turist sayısının yerlileri yakaladığını fark ediyorsunuz. Kalabalığa karışıp yokuş aşağı akarken gözlerim uzaklara dalıp gidiyor. Zira yakınım yangın yeri. Burada pis bir hayat seli akıyor, içinde çıplak insan bedenleri var. Aslında, insan seli "isyan seli"ne dönüşmüş hızla uçuruma doğru ilerliyor. Ademoğlu, kendi sarkacının esfeles'safilin tarafına meylediyor burada.  Sanki rahmet ikliminden daha yeni çıkmamışız gibi. Sanki bayramla birlikte her türlü rezalet serbest bırakılmış gibi...
Neyse biz zaten sığınacak limana geldik. Caddenin hemen kenarında şehrin homurtusuna ve hoyratlığına inat ne de güzel bir görüntüsü var mübarek mekanın:


Biraz erken geldim. Hoca efendinin vaazı dışardan da duyuluyor. Avludaki kitabeyi bir okuyalım: Kitabe iki levhadan oluşuyor. Ortada tuğra var. Tek kareye sığdıramadığım için iki resim oldu. 


Şah-ı şahan-ı zaman Hazret-i Sultan Mahmut
Taht-ı Devlette müebbed ola durdukça cihan
Evvel etmiş idi bu camii ol şeh tecdîd
Bikazaen olup ihrakta sonra suzan
Yine inşasını emreyledi ol zılli ilah
Yaptı cennet gibi bu mabedi vâlâyı heman
Söyledim bende mücevherle refika tarih
Yapılıp oldu Ağa Camii manendi cenan

Huzur adacığına hoş geldiniz. Burası gerçekten çok özel bir yer. Bizim gibi dili düğümlü acizlerin layıkı ile anlatması mümkün değil. En iyisi işi ehline bırakalım. Sibel Eraslan Hanımefendi ne güzel tasvir etmiş: 



İstiklal Caddesi’ne ne zaman çıksam, öyle sırım gibi ayakta hazır beklerken görürüm onu. İstiklale hazır, cevval, çalışkan, müteyakkız, bir o kadar da kalender, cömert, gözlerinin içi hep güler, misafirperver, kalbinde hep serin odalar saklı, şadırvanında şelaleler çağlar: Ağa Camii...

Siz onun günde sadece beş kere konuştuğuna bakmayın, Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan tüm sırlar, en süflisinden en müteal olanına, en grisinden en zümrüt yeşiline kadar onda saklıdır tüm kelimeler ve sözlükler...

Evsizlerin evi

Bir mendil gibidir o. Cebrail’in kanatlarından nice günahların kaynadığı İstiklal Caddesi’ne düşmüş... Bu yüzden onda dirim gücü mukimdir. Sübhanallah dersin de şaşarsın, içine ölü girip de diri çıkanları gördüğünde...

Nice evsizlerin evidir. Avlusunda tahta bavuluyla yatan orta yaşlı kadına baktığında, Ashabı Kehf’i arıyormuş gibi... Gidecek yeri kalmamışların sığınağı sanırsın. Ağa Camii; zannedersin ki Hz. İsa’nın hayatta kalmış son havarisidir. Önünde mendil satan cılız esmer çocukların sırtlarını dayayabileceği dünyadaki en son duvar gibidir. İçinde her daim Yasin okuyan nineleri, aceleyle namaz kılmaya girmiş tezgahtar kızları, sünnetlik oğlanlarıyla çarşıya çıkmış genç anneleri gördüğünde, burnunun direği sızlar, sızlar da tüm duvak giyememiş “öteki” kızlarına dünyanın, en içten duaları ederken bulursun kendini... Nasıl olup da hala ölmediklerine akıl sır erdiremediğin zayıf dilencileriyle, meczuplarıyla, kan ter içinde Cuma’ya koşup sonra da uyuya kalan genç ameleleriyle... Zannedersin ki minberinden ab-ı hayat fışkırır da, ondan bir avuç içen hiç ölmez... Ve dünyanın tüm itiraz yürüyüşleri, boykotlar, el ilanları, pankartlar ve eylemler, hemen onun önünden başlar... Anaç bir dehliz gibi kurtarır her seferinde başı coplarla belaya düşmüş her neferi... Zannedersin ki Elçi Zülkarneyn’in, iki Batı ile iki Doğu arasında seyrüsefer ederken unuttuğu miğferidir bu camii...

Bu yüzden bakma derim, bakma günde sadece beş kere konuştuğuna.

Çünkü onun durduğu yerde Allahu Ekber demek her babayiğidin harcı değil... Taksim’in tek camisidir o... Hz. Hamza’nın lafzına benzer ondan sadır olan çağrılar... Allahu Ekber dediği anda Beyoğlu değil, Uhud olur tüm dağlar taşlar. Necip Fazıl orada keşfeder Abdülhakim Arvasi adındaki nuru... Nazım Hikmet içi sızlayarak orada ağlar imanına... Salih Mirzabeyoğlu gözden kaybolmadan evvel en son bu camide görülmüştür...

Herkes gitmiştir, gideceği yere.
.....

Bizim de gideceğimiz yere girme zamanımız geldi de geçiyor bile... Her yaştan insanın akın akın geldiği caminin içi dolmadan girelim haydi içeriye. Namazdan önce hasar durumunu bir görelim:



Eyvah ki ne eyvah. Camii olgunlaşmış Adana karpuzu gibi boydan boya yarılmış adeta. Üç adet kirli paslı iskele heyyula gibi orta yerde duruyor. Cemaat iskele aralarına oturmuş. Özellikle kubbedeki yarıklar kocaman. Bir insan kolu girecek büyüklükte çatlak yerler gördüm. Ön-arka ekseninde değil de sağ-sol ekseninde çatlamış bina. Kubbenin ön sağ tarafından (mimberin üst tarafından) başlayıp ortadaki göbek süsünün ve hat yazısının içinden geçerek sol arkaya doğru devam etmiş. Mahvetmiş güzelim tezyinatı. Kubbenin ortasındaki yazıyı okumak için kendimi biraz zorladım. Sonunda okumayı başardım. Mübarek Nûr suresinin o meşhur 35. Ayet-i Kerimesi yazılı besmele ile birlikte. Bu ayeti yazımıza ser levha yaptık.

Hoca Efendi orta yaşlı bir zat. Vaaz-ı nasihatını irticalen yaptı. Güncel konulara da kıyısından köşesinden değinerek cemaatin durumuna göre güzel güzel konuştu. Sonra iskelelerin arasında sünneti kıldık. Yanımdaki Arap kardeşimiz sünneti kılmadan oturup bekledi bizi.


Sonra Hoca iskele gölgesinde mimbere çıkıp hutbe okudu. En ufacık bir sarsıntıda üstteki tahtalar kafasına düşebilir. Rastgele yapılan bir çalışma izlenimi var. Bu nasıl bir iş böyle. Ecdad yadigarı mabed bu kadar sahipsiz mi? İstanbul sahipsiz mi kalmış? Kültür Müdürlüğü, Vakıflar, Belediyeler, Diyanet ve en önemlisi Hükümet nerede? Hoş, bu camii bir iki günde bu hale gelmemiştir. Yandaki firavunluk özentisi binanın inşaatı yıllar sürdü. Bu süre içinde hiç mi fark edilmedi bu cinayet? Göz göre göre camii ortadan ikiye yarılmış, bizimkiler seyretmiş sanki. Hala da seyrediyorlar. Yahu böyle bir aymazlık gördünüz mü? Allah aşkına şu duruma bir bakar mısınız? Hasar gören yapı bir cami değil de etraftaki kiliselerden biri olsaydı yer yerinden oynamaz mıydı? 


Oku hocam oku. Suya sabuna dokunmadan oku. Eline tutuşturulan matbu metni oku da in şu mimberden kafana tuğla veya tahta düşmeden. Pes doğrusu. Güzelim Ağa Camii göz göre göre yıkılıyor. Her taraf toz toprak içinde. Kış aylarında gittiğim Mısır'daki camiler aklıma geldi, oralar da böyle bakımsız bir halde idi.


Namazdan sonra duvara sırtını dayayıp garip garip oturan şu iskele arkasındaki adamın görüntüsü her şeyi çok güzel anlatıyor. "Güleriz ağlanacak halimize" Bu resmen rezillik. Kimse kusura bakmasın. Üçüncü dünya ülkelerinde rastlanan bir manzara bu. 
Hocanın yanına gidip caminin durumunu sordum. İmam Eefendi'ye göre endişelenecek bir şey yokmuş. Ecdad öyle sağlam yapmış ki bomba atılsa bile yıkılmazmış camii. O gördüğümüz tavandaki yarıklar önemli değilmiş. Horasan harcı ile yapılmış. Geçenlerde Ankara'dan bir mühendis gelmiş o da aynı şekilde kaygılanacak bir durum yok demiş. Hocam Kastamonu-Küre'li imiş. Bu işleri bilirmiş, korkulacak bir durum yokmuş. Zaten hem konuşuyor hem de yandan yandan uzaklaşıyor. Hocamız ya korkuyor-ki hiç de korkacak bir tipi yok- ya da işin içinde başka "iş" var.
Mübarek günde gıybete daha fazla dalmamak lazım. Estağfirullah'ı imdadımıza çağırıp çıkalım buradan. Belki birilerinin işine yarar diye cep telefonumla çektiğim resimleri alt alta sıralıyorum.
Vesselam...




Hiç yorum yok: