25 Eylül 2011 Pazar

2. Rüya

Rüya deyip geçmemek lazım. Zira bu bahis seyr-i sülûkta özel öneme sahiptir. Dervişlik mahrem bir haldir, rüya ise bu mahremiyetin zirvesidir. Salik bir rüya gördüğünde onu kimseye anlatmamalı. Sadece mürşidine veya O'nun tayin ettiği kardeşine rüyasını edep ve erkanına uygun anlatmalıdır.

Rüya üç kısımdır:

1. Allah (c.c.) tarafından (vasıtasız) gösterilen rüya: Bu rüyanın tabire ihtiyaç yoktur. Aynen çıkar. Bu nevi rüyaların gösterilmesindeki Murad-ı İlahî ya kudretini bildirmek için ya da kudreti ile kuşattığı kullarını teyit içindir. Peygamberlerin gördükleri rüyalar bu nevidendir. Ayrıca hidayete erecek gayrimüslimlere de gösterilir ki kudreti bilinsin ve Hakk yolu bulsun diye.

2. Melekler vasıtası ile gösterilen rüya: Bu rüyalar bazen te'vil, bazen tefsir, bazen de ta'bir olunmaya muhtaçtır. Her hal-u kârda erbabına müracaat etmelidir. Rüya ilminin okulu ve belirlenmiş genel geçer formülleri yoktur. Tabir ilmi ledünnîdir diyebiliriz. Ahvale göre tabirler de değişir. Aynı rüyayı gören iki kişinin tabiri farklı olabilir. Ve hatta aynı rüyayı farklı zamanlarda gören aynı kişinin rüyasının tabirleri değişiklik arz eder. Rüya tabiri kitapları belli malumatı kaydetmek için yazılmıştır. Ehil olmayan kişilerin bu kitaplara bakarak rüya tabirine kalkışması doktor olmayan bir kişinin hastaya ilaç yazmasına benzer. Yolcu rüyalarına sahip çıkmalı, bezirganlara sırrını kaptırıp kendisine verilen emanete ihanet etmemelidir. 
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) şekline, kisvesine ve dahi ismine bile şeytan-ı aleyhilleane yaklaşamaz. Dolayısı ile böyle bir saadete eren salikin rüyası salihtir. Amma gördüm diye ucuba kapılmakla şeytanın tuzağına düşülebilir, dikkat etmek lazım. 

3. Nefsin tazyiki ve şeytanın vesvesesi ile görülen hayaller: Pek bir ehemmiyeti olmayan rüyalardır. Kuran'da "adğâs-u ahlam" olarak geçer. Erbabı bu türden rüyayı dinler ama pek bir şey söylemeden geçer.

Salik'in ahvalinin Mürşid tarafından bilinmesi için rüyaları önemlidir. Dolayısı ile irşadın sıhhati için görülen rüya Mürşid'e anlatılmalıdır. Bunun dahi bir adâbı vardır. Huzurda iken mevzuyu kalbde tutup öylece beklemek gerekir. Bir müddet sonra kalbinin ferahladığı hissedilirse cevab alınmış sayılır. Cevabı verilmeyen soruda israr etmemek lazım. Müşkilin halli zaman ve zemine bırakılır ve zuhurata tabii olunur.

"Evladım derviş ona derler ki her hal üzere safâsı daim ola. Sana çirkin gelen şey olduğunda yüzünü buruşturursan safân bozulursa veyahut senin için güzel bir hal tecelli ettiğinde kalbindeki safâ, ruhundaki neşe artarsa henüz dervişliği anlamış değilsin demektir. Rüya da böyledir. Sana bazen iyi gelir, bazen kötü gelir. Sen teşvişe kapılma. (Karışıklığa düşme.) Safânı bozma, ki dervişlik mesleğini tahsil edesin. Emrolunduğun kulluk üzere daima sebat edersen bu manevi zevki ol zaman tahsil edersin. Unutma ki bu nevi sıkıntılar ve lezzetler yine senin nefsin ile alakalıdır. Bil ki vuku bulan her şey (Sen kullukta daim olduktan sonra) hayırlıdır."

İkinci mektuptan anladım ki bu Yol'un başı da, sonu da "edeb"tir.

Hiç yorum yok: