10 Aralık 2011 Cumartesi

kabus faslı

Bugünkü konumuz biraz farklı. Son zamanlarda ısrarla girmek istemediğim güncel politik konulardaki duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Aynı havayı soluduğumuz, aynı havuzun içinde bulunduğumuz toplumun sıkıntıları şöye veya böyle hepimizi etkiliyor. Mümkün olduğu kadar uzak durmak bir noktaya kadar etkili olsa da tamamen izole olmak mümkün değil.

Önce bundan 15-20 yıl öncesine gidelim. Şimdi 50 ye merdiven dayayan Zihni'nin son gençlik dönemine rastlayan yıllar. Ama maalesef hayatımızın en sıkıntılı günlerini de o yıllarda yaşadık. Koalisyon hükümetleri ile yönetilen ülkemiz bir darboğaza girmişti adeta. Bizim okulu bitirip hayatın gerçekleri ile yüzyüze geldiğimiz yıllar. Bir enflasyon canavarımız vardı. Aylık enflasyon rakamları çift haneli çıkıyordu. Bir kısır döngüye girmiştik. Nasıl oluyorsa birileri doların fiyatı ile oynuyordu. Bir gecede yüzde şu kadar dolar değerleniyordu. Sonra petrol fiyatları artırılıyor. Ve nihayet cebimizi ilgilendiren iğneden ipliğe her şeye zam geliyordu. Zaten üç kuruş maaşla ev geçindirmeye çalışan ben ve benim gibi milyonlarca insan artık çıldırma noktasına gelmişti. Aldığınız herhangi bir ürünün fiyatı bir dahaki sefere kesin zamlanıyordu. Kabus gibi. Ben bir aralar ülkemizin bu sarmaldan çıkamayacağını, bunun sonunun çöküş olduğuna kanaat getirmiştim. Gerçekten de tünelin ucundan iğne deliği kadar ışık görünmüyordu. Hükumetler yıkılıyor, seçim yapılıyor ama hiçbir şey değişmiyordu. Sonradan anladık ki meğer birileri bu işten rant sağlıyormuş ve yıllarca sürmesi bu yüzdenmiş.

Çok şükür bir şekilde o günlerden çıktık. Artık enflasyon rakamları sıradan insanları fazla alakadar etmiyor. Hayat pahalılığı gene var tabi ki. Ama o yıllardaki gibi ümitsizlik yok. Amma ve lakin karabasanlar peşimizi bırakmıyor. Şimdilerde ülkem adına taşıdığım kabus, enflasyon belasından aşağı kalır değil. 

Toplumsal bir çürümüşlüğün içine düştük maalesef. Hemen hemen her kesimde, habis bir ur gibi yayılan bu kokuşma ümitsizlik girdabına tekrar çekiverdi bizi.
Önce Ergenekon diye bir "canavar" keşfedildi. Pandora kutusunun kapağı bir açıldı, "pir" açıldı. Ülke sathı  pis kokulardan nefes alınamaz hale geldi. Tutuklama furyası "ergenekon" denilen hayali örgütle yakından uzaktan ilintili herkesi cezaevlerine tıktı. Özel mahkeme kuruldu, yüzlerce insanı yargılamak için kolları sıvadılar. Derken Balyoz diye bir plandan söz edilmeye başlandı. Valizler dolusu delil mahkemeye taşındı. Askeriye cenahından gelen kokular burnumuzun direğini sızlattı. "Peygamber Ocağı" sönmek üzere imiş meğer. Ardı arkası kesilmeyen bir sürü operasyon, planlar, suikastler, yer altına gömülen silahlar, casusluk, savaş, katliam, ne bileyim aklınıza ne gelirse her türlü pis işlere bulaştığı iddia olunan generaller, subaylar, astsubaylar. Hepsi dalga dalga içeri alındı. Cezaevleri doldu taştı. Günlerce iddianame beklendi. Sonra mahkeme aşaması. Hepsi aynı mahkemede yargılanma sırasını bekliyor. Sonra, bir yaz günü futbol camiasının kutusu açıldı. Aman Allah'ım, bu ne rezalet. İnsanların gözü önünde oynanan maçların bir kurmacadan ibaret olduğunu öğrendik. Maç alanlar, maç satanlar, mafya, şike, prim, şantaj, tehdit, nitelikli suç örgütü, şifreli konuşmalar, daha neler neler. Kulüp başkanından tutun da konuyla uzak yakın herkes içeri alındı. Onlar da yargılanma sırasını bekleyecek artık. Yahu bu toplumda şöyle eli yüzü düzgün bir kesim kalmamış. Korkmaya başladım derken bugün zurnanın zırt dediği yere geldik. İsminin başında "cübbe" sonunda "hoca" kelimeleri olan "saygın" bir "din alimi" ve etrafındaki herkes tutuklanmış bugün. Ya Rabbi sen aklıma mukayyet ol, delirmek üzereyim. Bu "hoca" ya isnad edilen suçlar da öyle yenilir yutulur cinsten değil. Şimdi buraya yazmak istemiyorum. "Benim oğlum bina okur döner döner yine okur" misali ruhen aynı noktaya gelmiş durumdayım. Bu darboğazdan çıkış yolu yok gibi geliyor bana. Allah (c.c.) sonumuzu hayr eylesin.

Bir; Milletimiz gerçekten de bu kadar içten içe çürümüş müdür? Buna kimler sebep olmuştur? "Bu da olmaz artık" diyebileceğimiz hiç bir olay kalmadı. Tuz koktu. Peki bu ne anlama geliyor?
İki; "Kuru"nun yanında yanmak zorunda kalan bir tane bile "yaş" varsa, onun vebali kime ait olacak? Bu insanlar içerde yıllarca yatacak mı? Suçlu veya suçsuz olduğunuz yıllar sonra verilecek bir mahkeme kararı ile anlaşılacaksa bu adalet midir? 

Benim kafam karıştı. Dünya üzerime üzerime geliyor son günlerde. İşin cılkı çıktı. Vesselam...

Hiç yorum yok: